Adamın işi gücü İşçi Sınıfıyla ve halkımızla…

Büyük Reis, İşçi Sınıfına düşman. Hem de öyle böyle değil. Tam anlamıyla düşman. Düşmanlığını da gizlemiyor Allah için. Fırsat buldukça dile getiriyor düşmanlığını. Geçmişte yaptığı açıklamalarla yetinmiyor. Sürekli olarak aynı konuyu gündeme getiriyor.

Bu konuyla ilgili olarak en son 11 Haziran’daki konuşmasında aynen şunları söylüyor:

“OHAL’E NEŞTER VURABİLİRİZ

“OHAL’in getirilmesinin en önemli sebebi terör odaklıydı. Bu terör odağında birinci derecede FETÖ vardı ve PKK/YPG/PYD onun yanında DEAŞ vardı. Tüm bunlara karşı biz OHAL’i yaparken, 16 yıl öncesinde geldiğimizde Türkiye’de OHAL var mıydı? O OHAL’i bir ay içinde kaldırdık mı, biz kaldırdık. O OHAL bölgeseldi, Güneydoğu. O dönemdeki OHAL’de fabrikalar grevlerle karşı karşıyaydı. Bizim dönemimizde herhangi bir grev mümkün mü? OHAL ile bir defa terörle mücadeleyi rahatlattık. Ciddi mücadele verdik. Bu işi ciddi manada yumuşattığımız için 24 Haziran’dan sonra biz OHAL’e neşter vurabiliriz. Herhangi bir sıkıntı olduğunda OHAL geri getirilebilir ama sıkıntılar olmadığı için ara verebiliriz.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/erdogandan-canli-yayinda-onemli-aciklamalar-40864899)

Evet, böyle söylüyor Büyük Reis:

“Bizim dönemimizde herhangi bir grev mümkün mü?”

Grev nedir? Grevi kim yapar?

Sınıflar mevzilenmesinde alt mahkûm sınıf olan İşçi Sınıfının işgücünü sömüren yerli-yabancı Kapitalistlere, Parababalarına karşı hak arama aracıdır Grev.

Değişik biçimleri olmakla birlikte (Uyarı Grevi, Dayanışma Grevi, Siyasi Grev vb.) işverenle yapılan toplusözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığında, üretimi durdurarak, işvereni toplusözleşme imzalamaya zorlama aracıdır. Yasalarca tanınmış bir haktır.

Bildiğimiz gibi, İşçi Sınıfı, bu dünyada satacak işgücünden başka bir şeyi bulunmayan bir büyük kitle. Üretim araçlarının mülkiyetinden yoksun, sadece işgücünü Kapitalistlere satarak geçimini sağlayan, yaşamını sürdüren bir sınıf.

Aldığı ücret, ancak yaşamını ve soyunu sürdürecek bir ücret. Büyük bir çoğunluğu Asgari Ücretle çalışıyor. Sendikalısının bile ücreti, devletin kendi rakamlarıyla açıkladığı Yoksulluk Sınırının altında. Geceden gündüze, bayramdan seyrana çalışan bir sınıf. Bir gün bile çalışmasa, açlıkla karşı karşıya kalan bir sınıf. Yokluk ve yoksulluk içinde yaşayan bir sınıf.

Siz bu sınıfın, binbir zorluğa katlanarak, işsizliği, açlığı göze alarak, mücadele ederek sendikalı olma bahtiyarlığına erişmiş çok küçük bir bölümüne, Parababalarına karşı en meşru hak arama aracı olan Grevi yasaklarsanız, onu Parababaları karşısında elsiz kolsuz, kanatsız bırakırsınız. Parababalarının dayattığı sefalet ücretlerine razı olmasını sağlarsınız. Yani sadece ve sadece Parababalarına hizmet etmiş olursunuz.

Büyük Reis’in söyledikleri de tamamen bunu doğruluyor.

Oysa Parababaları zaten yeterince güçlüdürler. Çünkü onlar üretim araçlarına sahiptirler. Sermaye onlardadır. Örgütlenmenin binbir çeşidi onlardadır. İşveren Konfederasyonlarından Sendikalarına, Odalardan Borsalara, Derneklerden Birliklere, Kulüplerden Farmason Localarına kadar her türlü yasal ve gizli örgütlenme olanakları onlardadır.

Buna bir de para gücüne dayanarak satın aldıkları sarı gangster sendikaları ve sendikacıları eklerseniz, Parababalarının büyük gücünü görürsünüz.

İşte Büyük Reis, OHAL aracılığıyla buna bir de Grev yasağını ekleyerek, bu düzeni yerli-yabancı Parababaları için kaymaklı ekmek kadayıfı haline getiriyor…

Peki niye düşman İşçi Sınıfına?

Bildiğimiz gibi Büyük Reis liderliğindeki AKP’giller, Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcilerinden oluşuyor. Hatta büyük bir kısmı hâlâ da ticaretle uğraşıyor. Yani o Antika Sınıfın birer üyesidirler de aynı zamanda. Tabiî bunlara Büyük Reis de dahil…

Bu Antika Sınıfın en büyük özelliği ne?

Üretimle ve üreticilerle hiçbir ilgisinin olmaması. Sadece üretmenlerin ürettikleri ürünlerin alım satımıyla uğraşması. Üreticilerle tüketiciler arasında aracılık yapması ve buradan havadan para kazanması. 1’e alıp 3’e, 5’e, 10’a satması. Böylece vurgun vurması.

Bütün varlığı buna bağlı. 6500 yıldır bu yöntemle vurgun vuruyor. Dünyalığına dünyalık katıyor.

Sadece kendi dünyalığına mı?

Hayır, 77 sülalesine de yetecek kadar vurgun vuruyor.

Peki Büyük Reis sadece İşçi Sınıfına mı düşman?

Hayır! Bütün halka düşman.

Bu İşçi Sınıfı ve halk düşmanlığını ünlü Ozanımız Nazım Hikmet şöyle dile getirir:

***

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:
— çürüyen diş, dökülen et —,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet…

 

Bursa’da havlucu Recebe,
Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman,
fakir-köylü Hatçe kadına,
ırgat Süleymana düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman…

***

Bakın, bu halk düşmanlığını da Kanal D ve CNN TÜRK ekranlarında 8 Haziran’da yayımlanan, “Seçim Özel” programında gündemdeki konulara ilişkin soruları cevaplarken nasıl dile getiriyor. Konu, alay-ı valayla açtıkları, yeni vurgun alanı olan Şehir Hastaneleri.

“Proje bizim işimiz. Avrupalı buraya gelsin. Tek derdimiz kalite sahibi doktorlarımızı artırmak. Onları artırdığımızda bu hastanelerin müşterisi çok daha artacak. Şu an bile vatandaşlarımız buraya geldiğinde o kadar mutlu oluyor ki. Gidiyorum, gözleri doluyor.”(http://www.patronlardunyasi.com/yazdir.asp?haberid=206390)

Adamın tek derdi var: Müşteri kazanmak! Böylece daha çok mal satmak…

“Müşteriye”, satmak istediği mal ne?

Sağlık!

Hem de İnsan sağlığı!

“Tek derdi” daha çok para kazandıracak “kalite sahibi doktor” sayısını arttırmak…

Peki niye böyle söylüyor? Yani İşçi Sınıfına bu düşmanlığı yaptığını dünya âleme niye ilan ediyor?

Çünkü, kendilerini iktidara getirenin de, götürecek olanın da yerli-yabancı Parababaları olduğunu etiyle kemiğiyle biliyor. Süpürülmemek için deliğe iktidardan, kendilerini o makamlara, o koltuklara getirenlere; ben size hizmette kusur etmedim bu ana kadar. Bundan sonra da etmem, mesajını vermek için…

Peki bunda da başarılı oldu mu?

Böyle açıktan yaptığı işçi düşmanlığı, halk ve vatan düşmanlığı sonucu iktidarda kaldı mı?

Kaldı.

Ama şimdilik!

ABD Emperyalistlerine hizmette kusur etmediği sürece. Onların bir dediğini ikiletmediği sürece.Onların BOP’larını hayata geçirmek için çabaladığı sürece…Ve tabiî halkı kandırabildiği sürece…

İşi bitince?

At gitsin, süpür gitsin! O kadar!

Bu halk, bu İşçi Sınıfı bir gün gerçek Proletarya Partisi etrafında ordulaşacak ve kendi Demokratik Halk İktidarını kuracak!

Yazımızı yine Nazım Hikmet’le bitirelim:

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFINA SELÂM

Türkiye İşçi Sınıfına selâm!
Selâm yaratana!
Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selâm!
Bütün yemişler dallarınızdadır.

Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,
haklı günler, büyük günler,
gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,
ekmek, gül ve hürriyet günleri. 

Türkiye İşçi Sınıfına selâm!
Meydanlarda hasretimizi haykıranlara,
toprağa, kitaba, işe hasretimizi,
hasretimizi, ayyıldızı esir bayrağımıza.

 Düşmanı yenecek İşçi Sınıfımıza selâm!
Paranın padişahlığını,
karanlığını yobazın
ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm!                               

Türkiye İşçi Sınıfına selâm!
Selâm yaratana!