Adamlar daha ne desinler? Ya da biz size daha ne diyelim?

Av. Tacettin Çolak

Geçtiğimiz günlerde, Batılı Emperyalistlerden iki gün arayla iki ayrı açıklama geldi.

İlkin ABD’nin eski diplomatı Jim Jatras; 25 Ağustos 2018 tarihli konuşmasında;

“Müttefikimiz yok, uşaklarımız var”, dedi.

“Eski ABD’li diplomat Jim Jatras, Trump’ın Rus S-400 hava savunma sistemi alımının yaptırımlara yol açacağı tehditleri için çarpıcı ifadeler kullandı. “Aslında bizim müttefikimiz yok” diyen Jatras, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uşaklarımız var. Bir de iyi uçağımız var. İyi uşak, ona söylenenleri yapandır. Ama eğer bir ülke iyi uşak gibi hareket etmek istemiyorsa biz elimize büyük sopa alıyor tehdit etmeye başlıyoruz. Sanırım, ABD’nin zorlama politikası için en iyi ifade ‘yaptırım hiddeti’ olur.” (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1063921/_Muttefikimiz_yok__usaklarimiz_var_.html)

Adam hiç lafı dolandırıyor mu?

Çoğunlukla “eldivenli konuşma”ya yatkın olan emperyalistler bu kez doğrudan ve keskin bir şekilde konuşuyorlar, değil mi?

Ne diyor Emperyalist ajan?

“Bizim müttefikimiz yok, uşaklarımız var” diyor.

Madem bizim uşağımızsın, o zaman “iyi uçaklarımız”dan alacaksın diyor.

Yani, hem benimle “stratejik müttefik” görünüp, benim liderliğimdeki savaş örgütü NATO üyesi olup hem de benim rakiplerimden silah alamazsınız, diyor.

“İyi uşak”, ona söylenenleri yapandır. Eğer bir ülke iyi uşak gibi davranmazsa elimize aldığımız sopa ile tehdit ederiz, bu zor politikasını en iyi ifade eden de “yaptırım hiddeti” olur, diyor.

Bizim emirlerimizden dışarı çıkmadığınız sürece, talimatlarımızı harfiyen uyguladığınız sürece sizinle “dost” oluruz, diyor.

Hafiften, “kişilikmiş, pişilikmiş” mızıldanmaya başladın mı senin ipini çekiveririz, sopayı gösteririz, delikten aşağı süpürüveririz, diyor.

Bu “yaptırım hiddeti”; bazen askerlerin başına çuval geçirmek olur, bazen telefon görüşmesi yaparken ellerine aldıkları beyzbol sopası olur, bazen de seni adam yerine koymayarak telefonlarına çıkmayıp sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlarla ekonomini allak bullak etmek olur.

Özcesi adam; mesele papaz mapaz değil, mesele; benim emirlerime uyup uymamak, diyor.

Daha ne desin???

Peki bizimkiler ne diyor?

Tayyip’inden Çavuşoğlu’na, yılışık Damat’a kadar hepsi, “Sayın Trump kandırılıyor, Amerika bizim gibi bir “stratejik müttefik”ten vazgeçemez” havalarında.

Tipik emperyalist manipülasyonlarla TL’deki değer kaybını bile; “onların doları varsa bizim Allah’ımız var” diye karşılamaktalar.

Yani Türkiye Halkını 15-20 gün içinde fakirleştirmelerini bile Allaha havale etmekteler. “Aynı gemideyiz” demagojisiyle, yangın içine attıkları mazlum halkımızı kandırdıkları gibi, Meclisteki sözde muhalefeti de susturmuş durumdalar.

Diğer yandan da, ABD’den gelecek cezaya karşılık Halk Bankası’nın içini boşaltma telaşı içindeler. Diğer bankalarda 6 liranın üzerinde olan doları, bu gece yarısında (31.08.2018) Halkbank’ta 3 liraya düşürerek büyük vurgun vurdular. Bu tür bankacılık oyunlarıyla kendileri dolar milyarderi olup haksız kazanç sağlarken, “yastık altındaki dövizini bozduran” halkımıza da zulümlerden zulüm beğendirmekteler.

Son bir ay içinde cebimizdeki para yarı yarıya eritip, başta temel ihtiyaç maddeleri olmak üzere tüm mal ve hizmetlere yaptıkları zamlarla halkı pahalılık cehenneminde kavurmaktalar. Kitlesel işçi çıkartmalarla da İşçi Sınıfımızı işsizlik cehennemine atmaktalar.

Kısacası bunlardaki bütün antiamerikancı söylemlerin sahteliği gün gibi ortada.

Bunlarda en küçük bir samimiyet olsa, geçtik İncirlik’i kapatmayı, NATO’dan çıkmayı, Atatürk Orman Çiftliği arazisine kondurttukları ABD Büyükelçiliği inşaatını mühürlerlerdi.

Amerikalılar da bunu biliyor zaten. O nedenle yukarıdaki sözleri sarf ediyorlar.

Gelelim ikinci söze…

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, ABD’li ajan-eski diplomat Jatras’dan iki sonra Fransız Büyükelçilerle yaptığı toplantıda şunları söylüyor:

“Fransa olarak Avrupa’nın Türkiye ve Rusya ile yeni tip ilişkiler tesis etmesine, stratejik ortaklık inşa etmesine ihtiyaç duyduklarını belirten Macron, aynı zamanda bu ülkelerin geçirdiği değişimi de dikkate almaları gerektiğini söyledi.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’si, Cumhurbaşkanı Atatürk döneminin Türkiye’si değil” diyen Macron şöyle konuştu:

“Rusya ve Türkiye ile ilişkileri düşünmeden Avrupa’yı uzun vadeli olarak inşa edemeyiz. Türkiye Cumhurbaşkanı Avrupa karşıtı gözüken pan İslamcı gündemini her gün yeniden teyit ederken Türkiye’nin AB üyeliği hakkında konuşmaya devam edebileceğimizi dürüst ve net şekilde düşünüyor muyuz? Dolayısıyla AB üyeliği değil de stratejik ortaklık inşa etmek lazım. Bu iki güç kollektif güvenliğimiz için önemli olduğundan Rusya ve Türkiye ile stratejik ortaklık lazım, onların Avrupa ile bağlı olması lazım.” (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1065760/Macron__Erdogan_in_Turkiye_si__Ataturk_un_Turkiye_si_ayni_degil.html)

Gördüğümüz gibi, bu da lafı hiç dolandırmıyor.

Yaptığı iki Türkiye karşılaştırmasında; uşakla tam bağımsızlıkçı, antiemperyalist, yurtsever arasındaki farkı nasıl da iyi ifade ediyor değil mi?

Çünkü bir yanda; “Sömürgeci politikanın caniliğinin bilinci, dünya emekçi yığınlarının yüreğine işlediği gün, burjuvazinin egemenliği sona erecektir.” diyen Mustafa Kemal var, diğer yanda “devleti şirket gibi yöneteceğiz”, “ben ülkeyi pazarlamakla mükellefim” diyen Ortaçağcı satılmışlar.

Aradaki farkı adamlar çok iyi görüyorlar, tabi”i ki…

Ama bu yetmez, diyorlar. “Avrupa karşıtı İslamcı gündeminiz” nedeniyle sizi AB üyesi yapamayız, ama sizinle “Stratejik ortak” oluruz, diyor. Bize bağlı olun, yeraltı-yerüstü kaynaklarınızı bize peşkeş çekin, bizim pazarımız olun, diyor.

Bu “stratejik ortak”lığın ne anlama geldiğine yukarıda değindik.

Yani bizim de uşağımız olun, diyor.

Bizimkiler ne yapıyor?

Bir zamanlar (2004’de) AB ile müzakere tarihi aldık diye gündüz vakti havai fişek kutlaması yapmışlardı. Şimdi de Macron’un bu sözlerinden sonra dört bakandan oluşan “Reform Eylem Grubu” kameraların karşısına geçerek; “AB’ye verdiğimiz taahhütleri yerine getirmeye çalışıyoruz, AB ile ilişkileri geliştirmek için ekonomik ve siyasi reformları tekrar başlatıyoruz, daha fazla özgürlük daha güçlü demokrasi” diye laf salatası yapmaktalar.

On altı yıldır uyguladığınız “ileri demokrasi”nizin toplumu Ortaçağın karanlığına götürmek, Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını yok edip vatan topraklarını peşkeş çekmek, BOP’un eşbaşkanı olarak Ortadoğu halklarına kan kusturmak olduğu çok iyi biliniyor.

Sizden gelecek “demokrasi” ve “özgürlüğün”; emekçi halkımız için koyu bir karanlık olduğu çok açıktır.

Peki Macron, tam da ABD Emperyalizminin TL’ye “papazı buldur”duğu bu günlerde bizimkilere niçin böyle bir mesaj veriyor?

Onu da Kıvılcımlı Usta yanıtlasın:

“Dünyayı kaplamış bugün öyle bir Finans-Kapital, uluslararası Finans-Kapital canavarı var ki,   yağma mı var Türkiye gibi sonradan topal eşekle kervana katılmış Finans-Kapitale: Gel, şu pazara sermaye ihraç et de, oradan benim kârımı al, desin! Elbet bunu engeller.

“Ancak, buna rağmen, bugün zaten sayılı büyük metropollar (anavatanlar) dediğimiz İngiltere, Fransa, Almanya’da da durum bizden daha farklı değil. Oraya da Süper-Emperyalist Amerika’nın harıl harıl sermaye ihracı olur ve onların Amerika’ya sermaye ihracı ağıza alınmayacak kadar çocuk oyuncağı sayılır.

“Onun için, bugün Avrupa’da: İşte Ortak Pazar, mortak pazar dalavereleri hep bu. Oradaki Finans-Kapitalistler güngörmüş, hüküm sürmüş Finans-Kapitalistler. Başka bir Finans-Kapitalistin gelip de kendilerini sömürge haline getirmesine, yani Amerikan sömürgesi haline gelmelerine kolay kolay bizimkiler gibi katlanamıyorlar. Ve, aman ne yapalım? Ortak Pazar, yahut Avrupa Ekonomisi, falan filan. Şöyle biraz da bizim gibi 40-50 tane derme çatma geri uydu da bulurlarsa, Amerika’ya karşı bir siper alırız, diyorlar. Bütün kaygıları bu.” (Finans-Kapital ve Türkiye)

Yani herkes; uşak, uydu peşinde…

Bizimkiler de buna dünden teşne…

Birinin kayığından inip diğerinin kayığına atlamak onların genetik alışkanlığı…

Size daha ne diyelim…