Biyogüvenlik Kurulu kaldırıldı, GDO’lu ürünlerin önü açıldı

Bildiğimiz gibi 24 Haziran’daki seçim oyunundan sonra Cumhuriyet’in köküne kibrit suyu döken, Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyet’in son kırıntılarını yok eden bir başkanlık sistemi kuruldu.

Yeni sistemle birlikte birçok kurumun yetkileri değiştirildi. Bazılarının bağlı bulunduğu bakanlıklar değiştirildi.

02 Ağustos 2018’de Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle Biyogüvenlik Kurulu kaldırılarak, görev ve yetkileri yeni adıyla Tarım ve Orman Bakanlığına devredildi. Biyogüvenlik Kurulu 2010 yılında kurulmuştu.

Neydi Biyogüvenlik Kurulu, ne işe yarıyordu?

Dünyada Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) yaygın olarak üretilmesi; insan, hayvan ve bitki sağlığını olumsuz etkileme, biyolojik çeşitliliği tehdit etme, çevrenin ekolojik dengesinin ve ekosistemin bozulmasına neden olma tehlikelerini de beraberinde getirdi. Bu tehlikeleri önlemek ve kontrol altında tutabilmek için çeşitli ülkelerde kimi göstermelik de olsa tedbirler alınmaya başlandı. Ülkemizde de GDO’ların yukarıda belirttiğimiz tehlikelerini kontrol altında tutmak amacıyla 2010 yılında Biyogüvenlik Kanunu çıkarıldı. Kanunla birlikte de Biyogüvenlik Kurulu oluşturuldu.

Kanunun amacı şu şekilde tanımlanmış:

“(1) Bu Kanunun amacı; bilimsel ve teknolojik gelişmeler çerçevesinde, modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilen genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinden kaynaklanabilecek riskleri engellemek, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla biyogüvenlik sisteminin kurulması ve uygulanması, bu faaliyetlerin denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesi ile ilgili usul ve esasları belirlemektir.”

GDO veya GDO’lu ürünlerin ithalatına, ihracatına, deneysel amaçla kullanımına, piyasaya sürülmesine ve GDO’ların kapalı alanda kullanılmasına, yapılacak risk değerlendirmesine göre karar veriliyor. Risk oluşturmayacağına kanaat edilen başvurular için verilen kararların da 10 yıl süreyle geçerli olduğu belirtiliyor. Başvurular o günkü adıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığına yapılıyordu. Bakanlık alınan başvuruları Biyogüvenlik Kuruluna iletiyordu. Kurulun 90 gün içerisinde değerlendirme yapıp başvuruyu kabul edip etmediğini yine Bakanlığa bildirmesi gerekiyordu. Bakanlık da 15 gün içerisinde başvuru sahibine bildiriyordu.

Kanunda, Kurulun önemli misyonlarından biri şu şekilde tanımlanıyor:

“GDO ve ürünleri ile ilgili yapılan başvurular hakkında risk ve sosyo-ekonomik değerlendirmeye ilişkin bilimsel raporlar, Kurul tarafından, biyogüvenlik bilgi değişim mekanizması vasıtasıyla kamuoyuna açıklanır. Kurul, bu görüşleri de dikkate alarak nihai değerlendirme raporu ile olumlu kararını toplantı tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde gerekçeleri, varsa karşı oy gerekçeleri ve imzaları ile birlikte tekemmül ettirmek ve Bakanlığa sunmak zorundadır. Kurul kararları Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer.”

Yani Kurul, GDO ya da GDO’lu ürün üretimiyle ilgili başvurularda bir eğilim belirledikten sonra bunu rapor haline getiriyor ve kamuoyuyla paylaşıyor. Raporu inceleyen bilim insanları ya da ilgili kitle örgütleri, meslek örgütleri rapora ilişkin olumlu-olumsuz geri bildirimlerde bulunuyorlar. Kurul son kararını bu görüşleri dikkate alarak veriyordu. Kamuoyuyla paylaşılan bu raporlarda, halk sağlığı, çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması konusunda tehdit unsuru oluşturacak bir eğilim varsa, kamuoyunda bir muhalefet oluşuyordu. Eğilimin-kararın bu tehdidi ortadan kaldıracak şekilde evrilmesi için bir kamuoyu baskısı yaratılıyordu. Yapılan başvuruların kamuoyuyla paylaşılacak olması hem başvurucu hem de Kurul nezdinde bir otokontrol sağlıyordu. Bu tepkiler sayesinde Kurul kararını değiştirmek zorunda kalabiliyordu.

Kurulun,halkın, doğanın ve ülkemizin çıkarına-yararına uygun çalışmalar yürüttüğünü düşünmek abesle iştigal olur. AKP’giller eliyle kurulan ve yönetilen tüm kurumlarda olduğu gibi. Ancak buna rağmen kamuoyunu süreçten haberdar etmek durumunda kalıyordu.

Şimdi Biyogüvenlik Kurulunun görev ve yetkileri Tarım ve Orman Bakanlığına devredildi. Ancak Kurul ortadan kaldırılmış olduğu için Kurulun karar alma aşamasında oluşturduğu raporları kamuoyuyla paylaşma zorunluluğu da ortadan kaldırılmış oldu. Tarım Bakanlığının bu konuda bir çalışma yapıp yapmayacağı, bu konunun devam edip etmeyeceği yönünde de hiçbir açıklama yapılmadı.

Bu durum akıllara, bundan sonraki GDO ve GDO’lu ürünlerin üretimi için yapılan başvuruların, başvurucuyla Tarım Bakanlığı arasında kalacağı şüphesini düşürdü. Öyle görünüyor ki, başvuruyla ilgili kararlar kamuoyuyla paylaşılmadan yani hiçbir tartışmaya açılmadan, tepkilere mahal vermeden alınacak.

Bu ne demek?

Bundan sonra GDO’lu ürünlerin üretildiğini duyacağız ama kararı çoktan verilmiş hatta ürünler sofralarımıza gelmiş olacak. Bunun insan sağlığı, hele hele çocuklarımızın sağlığı üzerindeki etkilerini, varsa doğamızı tehdit eden konuları önceden öğrenemeyeceğiz, tartışamayacağız, tepki gösteremeyeceğiz. Kuralsız bir GDO üretimi başlayacak. GDO’lu ürünlerin kuralsız bir şekilde üretilmesi ülkemize özgü biyoçeşitliliği de yok edecek.  Biyoçeşitlilik yok olunca da toprağımızda sadece GDO’lu ürünler yetişebilecek, bize özgü olan yerli ürünlerimiz bir bir yok olacak. Bu topraklarda artık yetişemez olacak. Bizler de GDO’lu ürünlere mahkûm olacağız.

Evet, Biyogüvenlik Kurulunun kaldırılmasıyla bizi bekleyen muhtemel karanlık tablo aşağı yukarı bu şekilde. AKP’giller’in Kurulu kaldırmakla hedeflediği şey açık, GDO’lu ürün üreten Cargill, Monsanto ve Monsanto’yu satın alan Bayer gibi dünya gıda tekelleri için ülkemizi yeni bir pazara çevirmek, onların önünü açmak, kârlarına kâr katmak. Ülkemizi onlar için dikensiz gül bahçesine çevirmek.

Mustafa Kemal’in kurduğu Laik Cumhuriyet’ten kalan son kırıntıları da yok etmeye çalışan Başkanlık Sisteminde halkımızı daha ne büyük acılar, dertler bekliyor, yaşayıp göreceğiz.

Ama diğer yandan kendi halkına zulmedenlerin, halkına değil dünyanın baş haydudu ABD-AB Emperyalistlerine, Uluslararası Finans-Kapitalistlere hizmet edenlerin bağımsız mahkemeler önünde yargılandığı günleri de göreceğiz.