Edebiyatımızın hali…

Doç. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu

Liselerde Edebiyat derslerimiz vardı. Bu dersler önemli dersler olmasına rağmen, çok da önem verilmezdi. Lise Edebiyat derslerime, gerçekten Edebiyat öğretmeni olan bir öğretmen girmedi. Matematikçi, Coğrafyacı gibi öğretmenler ile bu dersimiz geçiştirildi. Edebiyat derslerimizin içeriği de öyle pek iç açıcı değildi. Bazen filmlere bile konu olan aruz veznini ezberletmek, bu içerikte önemli bir yer tutuyordu. Ülkemizin dünyaya mal olmuş, Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Yaşar Kemal gibi edebiyatçıların eserlerini görmezden gelen bir içerik vardı. 1970’li yıllarda bile Eğitim düzenimizde, Edebiyat derslerinde gerici bir anlayış vardı. 12 Eylül 1980 Faşist Darbesinden sonra bu anlayış, Milli Eğitime tamamen egemen oldu. Kitaplar, müzik kasetleri yasaklandı.

Kurtuluş Savaşı’mızı şiirlerle en güzel şekilde anlatan şairimiz Nazım Hikmet’in ülkemizde yasaklanması trajik bir durumdur. Bu ülkenin sanat anlamında temel taşlarından biri olan Nazım Hikmetin hayatı, hapislerde ve sürgünlerde geçmiştir. Orhan Kemal ülkemiz insanlarını, toprak meselesini, şehirleşmeyi, işçileşmeyi en iyi yazan yazarlarımızdan biridir. Hayatı zorluklar içinde ve mahkemelerde geçmiştir. Ahmet Arif Türkçeyi en iyi kullanan, yazdığı az sayıda eserle bile edebiyatımıza önemli katkısı olan bir şairimizdir. 2 Haziran Orhan Kemal ve Ahmet Arif’in, 3 Haziran da Nazım Hikmet’in ölüm yıldönümüydü.

Şimdi edebiyat derslerimiz gibi edebiyatçılarımızın durumu da içler acısı. Nobel ödülü sahibi romancımız Orhan Pamuk, yurt dışında halkından uzak bir şekilde yaşıyor. Emperyalistlerin istediği cümleler sarf ettiği için Nobel ödülünün verildiği konusunda toplumda genel bir kanaat var. En son Suriye’ye AB-D Emperyalistlerinin saldırısını destekledi. Romanlarının da Batılı yazarların romanlarından aşırma olduğu tartışılıyor. Yine romanları çok satan Elif Şafak’ın romanları da aynı şekilde tartışma konusu.

Edebiyat alanında nereden nereye gelmişiz bir baktığımızda, ülkemizin gerçeklerini anlatan değil, gerçeklerini saptıran edebiyatçıların ön plana çıkartıldığını görüyoruz.  Aynı durum müzik ve sinema alanında da yaşanıyor.

Bizlere hayatın gerçeklerini olduğu aktaran, ülkemizin yüz akı, Nazım Hikmeti, bedence aramızdan ayrılışının 55. yılında, Orhan Kemal’i bedence aramızdan ayrılışının 48. yılında, Ahmet Arif’i bedence aramızdan ayrılışının 27’inci yılında saygıyla anıyorum.

(Gaziantep Yeni Çizgi Gazetesi’nden)