Eğitimi ne kurtarır? Ziya Selçuk’tan medet umanlara!

Prof. Dr. Özler Çakır

Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının önderliğinde kazanılan Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızla emperyalistler topraklarımızdan kovuldu, ardından gerçekleşen Cumhuriyet devrimi ile birlikte emperyalizmle sarmaş dolaş olan Osmanlı derebeyliğinin sembolü olan Sultan alaşağı edildi. Ancak bu devrim, tam anlamıyla Batıdaki gibi bir burjuva devrimi olamadı.

Neden?

Çünkü tüm Doğu Toplumlarında olduğu gibi ülkemizde de kökleri çok derinlerde olan ve en ücra köylerimizde bile tüm toplumu ayrık otu gibi sarmalamış olan asalak ve sömürgen Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı, Batıdaki burjuva devrimlerinde olduğu gibi tamamen yok edilemedi. Cumhuriyet’in kuruluşundan kısa bir süre sonra, devrimci barutunu yitirmiş olan burjuvazi iktidara iyice yerleşti. Hem de tasfiye edemediği Ortaçağ artığı bu Tefeci-Bezirgân Sermaye ile ittifak yaparak.

Dünyada kapitalizmin serbest rekabetçi aşamayı tamamladığı ve tekelci, emperyalist aşamaya geldiği bir süreçte, serbest rekabetçi bir kapitalizmin gelişebilmesi tabiî ki mümkün olamazdı. İşte bu nedenle bizdeki kapitalizm, daha doğarken asalaklaşan ve tekelleşen, içinden çıktığı antika üretim yordamının egemen sınıfı olan Tefeci-Bezirgân Sermayeyi alt edemediği, zaten alt edebilmek için gerekli  devrimci barutu da olmadığından onunla ittifak kuran; bunların da üstüne, özellikle 1950’li yıllardan bu yana emperyalizme bağımlı yarısömürge konumuna düşen ölüm döşeğindeki kapitalizmdir.

Cumhuriyet Türkiyesi’nde, 1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren bu Ortaçağ artığı Tefeci-Bezirgân Sınıf ile  Finans-Kapital ekonomideki egemenliğini perçinlemiş ve bu gerici ittifak kaçınılmaz olarak üstyapıya da el atmıştır. İşte o yıllardan bu yana ülkemizi, insanlarımızın üzerine karabasan gibi çöken, ABD-AB Emperyalizmi ile göbek bağı kuran bu iki gerici sınıf ittifakı yönetmektedir.

İşte o yüzden, 1950’li yıllardan beri bu Modern ve Antika kırması kapitalizmimiz dışa bağımlı ekonomik politikalarla nasıl yaz-boz tahtasına çevrilmişse, onun bir üstyapı kurumu olan eğitimin hali de böyle olmuştur.

1950 DP iktidarı ile birlikte ABD Emperyalizmiyle tam bir göbek bağı kurulmuş, Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın kazanımları kerte kerte yok edilmeye başlanmış, Marshall Planı, AID Türkiye Misyonu,  vb. yoluyla hem ekonomimiz hem de eğitimimiz başta ABD Emperyalizmi olmak üzere yeniden yabancı sermayenin sultası altına girmiştir.

Şöyle bir özetleyecek olursak, eğitim alanında hangi hainane uygulamaları gerçekleştirmiştir bu işbirlikçi sınıflar?

Cumhuriyet tarihimizin eğitim alanındaki yüz akı ve en önemli, en özgün eğitim ve öğretmen yetiştirme deneyimi olan Köy Enstitüleri’ni kapatan bu gerici sınıflardır. 1950 ile 60 arası, eğitim alanında 20 kadar Amerikan projesinin yürürlüğe konmasına, Milli Eğitim merkez örgütüne Amerikalı “uzmanlar”ın yerleştirilmesine, CIA ajanları olan “Barış Gönüllüleri”nin eğitim kurumlarımızda cirit atmalarına, eğitim sistemimizin ABD Emperyalizminin güdümüne girmesine izin veren, bu iki gerici sınıfın iktidardaki temsilcileridir.

27 Mayıs Politik Devrimi’nin ürünü olan 1961 Anayasası ile özerk, demokratik, bilimsel kurumlar olmaları anayasal güvence altına alınan üniversiteleri, 12 Eylül Faşizminin ürünü olan YÖK ile kıskıvrak bağlayan da yine bu domuz topu olmuş iki gerici sınıfın iktidarıdır.

2002 yılından beri iktidarda olan AKP de, Tefeci- Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcisidir ve ideolojisi dindir. İktidara geldiğinden bu yana hayatın her alanında din alıp din satmakta, halkımızı din afyonuyla kafadan silahsızlandırmaktadır. Çürütülmedik hiçbir kurum, hiçbir değer bırakmamaktadır. Bu hayâsızca saldırıların en önemli hedeflerinden birisi de eğitim olmaktadır. Hangi birini sayalım ki? Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın ürünü olan Laik Cumhuriyet’in eğitimle ilgili ne kadar önemli kazanımı varsa,  ilköğretimden yükseköğretime kadar kerte kerte ortadan kaldırdılar.

İşe önce 2005 yılında “demokrasi, ezberci eğitime son, yaparak yaşayarak öğrenme, öğrenci merkezli eğitim” söylemleri altında gerçekleştirdikleri ve programları Ortaçağcılaştırmayı hedefledikleri değişikliklerle başladılar. Ardından öğretmeni öğretmenlikten, öğrenciyi de öğrencilikten çıkaran, laik-bilimsel ve karma eğitimin ortadan kaldırılmasını hedefleyen 4+4+4 uygulaması ile devam ettiler. “Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmelik” ile eğitim sistemimizin biçimini, içeriğini ve kadrolarını tamamen değiştirmeye, ilerici değerlere sahip çıkan bütün eğitim emekçilerini tasfiye etmeye yönelik adımlar attılar; bu doğrultuda 7 bine yakın okul müdürünün görevine son verdiler,  yerine AKP yandaşı (Eğitim-Bir Sen’li) müdürleri getirdiler. TEOG uygulaması yoluyla halk çocuklarını, gençlerimizi İmam Hatiplere mahkûm ettiler. Okullar açmak yerine 2012 yılından bu yana kapattıkları okul sayısı 4 bini aştı, devlet yurtları açmak yerine cemaat yurtlarının önünü açtılar.

Tüm okulları imam hatipleştirdikleri yetmiyormuş gibi “Seçmeli” ders adı altında zorunlu olarak öğrencilere fazladan din derslerini dayattılar. Bu dersler yoluyla, dogmatik ve metafizik öğretiden başka bir seçenek bırakılmadı geleceğimiz olan çocuklarımıza.

“Değerler Eğitimi” adı altında insana, insan onuruna, vicdana, ahlâka dair ne kadar değer varsa çürüttüler. Eğitim sistemimizi bir yandan Ortaçağcılaştırırken, okullarımızı da çeşitli cemaat ve tarikatların cirit attığı Peşaver Medreselerinden farksız hale getirdiler. Bu okullarda bir yandan zihinleri tahribata uğratılan çocuklarımızı-gençlerimizi “dindar ve kindar”, cihatçılar olarak yetiştirirken; bir yandan da onları emperyalist sömürüye boyun eğen, onun egemenliğini kabul eden müritler haline getirmek için ellerinden geleni yaptılar.

Ülkemizin her yanını Kur’an Kurslarıyla, Sıbyan Mektepleriyle, tarikatlarla donattılar. Eğitimimiz artık, TÜRGEV, ENSAR, HAYRAT, Birlik Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, Nur Cemaati vb. gibi gerici örgütlenmelerin güdümüne girmiş durumda. Başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere birçok bakanlıkta dini vakıf ve cemaatlerle yapılan işbirlikleriyle gerici yapılanmaların önü devlet desteğiyle açıldı. Basın organlarında da yer alan birkaç örnek:

“MEB’in eğitimde imtiyaz sağladığı yapılanmaların başında Nur Cemaati geldi. Nur Cemaati’nin Nakşibendî koluna bağlı Hayrat Vakfı’na Osmanlıca dersi bahanesiyle okulların kapısını açan Bakanlık, “Değerler Eğitimi” adı altında vakfa izinler verdi. Vakfın, MEB Ortaöğretim Genel Müdürlüğü ile imzaladığı protokolle okullarda yönetici, öğretmen ve öğrencilere yönelik seminer, panel, konferans ve tanıtım faaliyetleri gerçekleştirmesine olanak sağlandı. Said Nursi’nin vekili olarak tanımlanan Ahmet HusrevAltınbaşak tarafından kurulan Hayrat Vakfı’nın protokol öncesinde de farklı illerdeki okullarda birinci sınıflardan başlayarak her düzeyde dini eğitimler verdiği, yarışmalar düzenlediği ve AKP’li yöneticilerin ve milli eğitim müdürlerinin katılımıyla sertifikalar dağıttığı ortaya çıktı.

“Ensar Vakfı’na tanınan ayrıcalık yalnızca ortaokul ve liselerle sınırlı kalmadı. Yaygın eğitim veren Halk Eğitim Metkezleri’nin (HEM) kapıları da Ensar’a açıldı. Ensar’la Bakanlık arasında imzalanan son protokol, vakfa ülke genelindeki bine yakın HEM’de kurslar düzenleme hakkı tanıdı. HEM’lerde düzenleyeceği kurslarda kendi müfredatını oluşturmasına izin verilen Ensar’la imzalanan protokolün ilgili maddesi şöyle: “ Bu protokolün amacı, MEB ile Ensar işbirliğinde yaygı eğitim kurumlarındaki kursiyer ve eğiticileri ile örgün eğitimdeki öğrenci ve öğretmenlere yönelik sosyal, sanatsal, kültürel, sportif, bilimsel, teknolojik etkinlikler ile ilgili seminerler düzenlemek; proje çalışmaları, yarışmalar ile mesleki ve teknik kurslar düzenlemektir.”

“AKP iktidarları döneminde el üstünde tutulan ve gerici faaliyetleri ile bilinen İlim Yayma Cemiyeti’ne e-yaygın sistemdeki öğretim programlarını kullanarak her düzeydeki öğrenciye yönelik sosyal, kültürel, mesleki ve teknik kurslar düzenleme olanağı verildi. MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve İlim Yayma Cemiyeti arasında imzalanan protokolle, cemiyet ile Bakanlık ortaklığında “eğitim” adı altında projeler düzenlenmesinin önü açıldı. İlim Yayma Cemiyeti’nin bünyesindeki merkezlerde Temmuz 2017’de imzalanan anlaşma çerçevesinde gerçekleştireceği kurslarda görev alacak cemiyet personelinin ücretlerinin de MEB tarafından ödeneceği bildirildi” (https://www.birgun.net/haber-detay/egitim-politikasini-onlar-belirliyor-milli-egitim-degil-tarikat-yuvasi-223504.html).

Medyada da yer alan son bilimsel veriler, günümüzde 1 milyon çocuğun tarikatların elinde olduğunu, medreselere kaydolma yaşının, bazı bölgelerde 3’e kadar düştüğünü ortaya koyuyor (https://odatv.com/feto-ve-tarikatlar-turkiyeyi-boyle-ele-gecirmis-14021848.html).

Milli Eğitime bütçeden ayrılan pay, Cumhuriyet döneminin en düşük seviyesine ulaştı, tüm eğitim yatırımları durdu, sınıflar eğitim yapılamayacak kadar kalabalıklaştı,  çocuklarımız okulsuz ve öğretmensiz bırakıldı. Devletin bütçesinden özel okullara gönderilecek her öğrenci için 3-5 bin TL tutarında destek primi verildi, devletin kaynakları özel okullara oluk oluk aktarıldı. Devlet okulları ise halktan alınan bağış adı altındaki “HARAÇ”larla ayakta durmaya mecbur bırakıldı.

Velhasıl, günümüzde AB-D Emperyalistleri, Ortadoğu Halklarına kan kusturan “Büyük Orta Doğu Projesi”nin önündeki engeller teker teker kalksın diye, Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızla yırtıp attığımız Sevr paçavrası ülkemizde Yeni Sevr ile hayata geçebilsin diye, sömürü-talan düzenine karşı çıkacak insan aklı ve gücü Muaviye-Yezid, CIA- Pentagon İslamı ile inmelensin diye, AKP iktidarını ve onun eliyle gündeme getirilen eğitim politikalarını halkımızın başına musallat ettiler.

Şimdi o zaman AKP iktidarında, AKP’nin Milli Eğitim Bakanı atadığı ve özgeçmişi basın organlarında da yer alan (http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1026233/Bakan__Milli_Egitim_i_degistirecekmis_.html,https://odatv.com/merak-edilen-bakan-ziya-selcuk-hakkinda-bilmedikleriniz-11071817.html), 2003-2006 yılları arasında Talim-Terbiye Kurulu Başkanlığına getirilen, Maya Okulları’nın sahibi, bakan olarak “eğitimde çağı yakalayacağız” söylemlerinde bulunurken, Milli Eğitim Bakanlığının Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ile birlikte yaz tatilinde 180 okulu kapsayan Hafızlık kursu başlattığı ve projenin bazı okullarda uygulanmaya başlandığı Ziya Selçuk’tan, AKP iktidarının yukarıda değinilen ve amaçları belli olan eğitim politikalarından eğitimimizi kurtarması; laik, bilimsel, parasız eğitim için çalışması   beklenebilir mi? (http://www.cumhuriyet.com.tr/amp/haber/egitim/1034371/Bakan__cagi_yakalayacagiz__dedi__Bakanlik_hafiz_kursu_acti.html)

Üstelik 24 Haziran’dan öncesinde de Tayyibistan Din Devleti’ne giden yolda; hükümet gibi, bakanlık gibi kurumların da tıpkı yıllardır yargının hal-i pürmelali gibi kayıtsız şartsız iki dudak arasından çıkan direktiflerle yönetildiği ve bu doğrultuda örneğin TEOG’un ve Yardımcı Doçentliğin bir gecede kaldırıldığı durumda, 24  Haziran’da kuşanılan başkanlık zırhıyla birlikte bundan gayrı da fazlasıyla böyle yönetileceği gerçeği gün gibi bir ortadayken!

Aklıselim düşünebilen herkesin yukarıdaki soruya yanıtı bu şartlar altında tabiî ki “HAYIR” olacaktır. Böyle bir beklenti abesle iştigaldir. Ama gelin görün ki, bu beklentiye kapılan tabiri caizse “gafiller” oldu.

İnsanlık Tarihi göstermiştir ki, Sınıflı Toplumlarda hiçbir egemen sınıf kendi mezar kazıcılarını yetiştirmek istemez. Ve bu gaflet uykusundan uyanmanın yolu meselelere sınıf gözlüğü ile bakmaktan, İşçi Sınıfı Bilimini hayatın ve mücadelenin her aşamasında mihver kılmaktan geçer.

Laik, demokratik, bilimsel, parasız eğitim mi istiyorsunuz?

Öyleyse günebakan çiçeklerinin yönlerini her daim güneşe çevirdikleri gibi siz de yönünüzü Parababalarının egemenliğine son verecek, halkı egemen yapacak İşçi Sınıfının ideolojisine çevirin, sarılın ona, onun mücadelesini yükseltin. Bilin ki eğitimi de kurtaracak olan İşçi Sınıfının İktidarıdır.