Havamızı, suyumuzu, yediğimiz sebzeyi-meyveyi zehirliyorlar (III)

Su gibi berrak derdik ya, suyumuzu da kirlettiler

Sağlık Bakanlığı tarafından 2011-2016 yılları arasında yapılan “Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli İllerinde Çevresel Faktörlerin ve Sağlık Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi Projesi”  konulu araştırmanın sonuçlarını Gıda Mühendisi Bülent Şık yayınlamıştı. Yazımızın kaynağını da Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan bu araştırmanın sonuçları oluşturuyor.

Sağlık Bakanlığı, kanserden ölümlerin dünya ortalamasının üstünde olduğu tespit edilen Antalya, Ergene Havzası ve Kocaeli Dilovası’nda çevre kirliliğinin insan sağlığına olan etkilerini tespit etmek amacıyla yaptırıyor araştırmayı. Araştırmada özellikle sanayinin yoğun olduğu ve yoğun bir endüstriyel kirlilikle karşı karşıya olan Ergene Havzası ile Kocaeli Dilovası’nın yanı sıra Antalya ili seçilmiş. Böylece sanayi atıklarıyla kirlenen ve kirlenmeyen bölgeler arasındaki fark görülmek isteniyor. Araştırma sonuçlarının gıdayla ilgili olan bölümlerini iki ayrı yazı halinde paylaşmıştık.

Bu yazımızda da aynı araştırmanın sularla ilgili bölümünü paylaşmak ve değerlendirmek istiyoruz.

Bu araştırma Bakanlık tarafından yapılıyor ancak araştırma sonuçları sümen altı ediliyor, halktan gizleniyor.

Ergene Havzası’nda yer alan Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Kocaeli’nin Dilova İlçesi ve Antalya ilindeki 1440 farklı yerleşim noktasından alınan kaynak ve depo suları analiz edilmiş. Bu sularda kansere neden olan Polisiklik Aromatik Hidrokarbonlar (PAH) bileşikleri, bazı pestisitlerin kalıntıları, arsenik gibi bazı ağır metaller ile alüminyum ve diğer başka elementler de araştırılıyor.

PAH iki ya da daha fazla benzen halkasına sahip kansere yol açan kimyasal maddelerdir. Petrol kirliliği, yağ, kömür, katran atıklarında bulunur ve fosil yakıtları başta olmak üzere çeşitli maddelerin yanması sonucu açığa çıkar. Analiz edilen su örneklerinin 19 tanesinde (yüzde 1,3) PAH kalıntıları tespit ediliyor.

Sularda sadece PAH aranmıyor. Pestisit olarak adlandırılan bitki zararlılarını öldürücü ilaçların kalıntısına da bakılıyor. Edirne ve Tekirdağ’dan alınan 2 kaynak suyu örneğinde ülkemizde uzun yıllardır kullanılmayan ve bir kalıcı kirletici olan aldrin isimli pestisitin kalıntısı belirleniyor. Edirne’den alınan örneklerin 14’ünde; Tekirdağ’dan alınan örneklerin 6’sında; Kırklareli’den 1 ve Antalya’dan alınan 11 su örneğinde bir başka pestisit olan folpet kalıntısı çıkıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yapılan araştırmalara dayanarak, içme sularındaki arsenik miktarını 1993’te litrede 50 mikrogramdan 10 mikrograma indirmiştir. 10 mikrogramın üstünde arsenik içeren suları zararlı olarak belirlemiştir. Yapılan bazı bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, içilen suda litrede 50 mikrogram ve üstünde arsenik bulunması akciğer ve mesane kanserini tetikleyebiliyor.

Arsenik doğada bulunan bir element olduğu için, sularda, bitkilerde, kayalarda eser miktarda bulunuyor. Ancak sularda eser miktarın üzerinde arsenik olması, volkanik hareketlerin, orman yangınlarının, kayaların aşınması sonucu yeraltı sularındaki arsenik miktarının artmasından dolayı olabiliyor. İkinci bir sebep de endüstriyel kirlilik sonucu ya da tarımsal kirlilik sonucu tarım ilacı olarak kullanılan arseniğin içme sularına karışması.

Ergene’deki 3 ilden alınan 764 su örneğinin 316’sında (yüzde 41.4) arsenik tespit edildi ve bu değer Antalya’dan 15 kat fazla. Örneklerden 25’i (yüzde 3.3) sınır değeri aşıyor ve bu suların içme suyu olarak kullanılmaması gerekiyor. En çok arsenik tespit edilen iller Tekirdağ 140 örnek (8’i sınır değer aşımı); Kırklareli 74 örnek (13’ü sınır değer aşımı) ve Edirne 106 örnek (4’ü sınır değer aşımı) olarak belirlendi.

Antalya ilindeki örneklerden sadece birinde arsenik miktarı maksimum sınır değer olan litrede 10 mikrogramı aşıyor. Kocaeli ilinden alınan su örneklerinden sadece birinde arsenik tespiti yapılmış.

Grafik 2

Grafikte (2 numaralı) en solda yer alan mavi renkli kısım Antalya ilinden alınan 569 su örneğinden arsenik tespiti yapılan 20’sini (yüzde 3.5) gösteriyor. Grafiğin tam ortasından geçen çizgi 10 mikrogram olarak belirlenen aşılmaması gereken arsenik sınırını gösteriyor. Grafikte kırmızı renkle gösterilen kısım ise Ergene Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerini gösteriyor. Sadece görsel olarak bile farkın ne kadar büyük olduğunu görmek mümkün.

Gelelim alüminyum analizlerine. Dünya Sağlık Örgütü alüminyum için maksimum kalıntı sınır değerini bir litre suda maksimum 200 mikrogram olarak belirlemiştir.

Grafik 3

Kocaeli’de analiz edilen 106 su örneğinden yaklaşık yarısında alüminyum bulundu, yüzde 10’u sınır değeri aşıyor. Ergene Havzası’nda analiz edilen suların ise yaklaşık yüzde 42’si arsenikli ve bu değer Antalya’dan 15 kat fazla. 3 numaralı grafikte görüldüğü gibi, Antalya ilinden alınan 100 su örneğinin sadece 18’inde alüminyum kalıntısı çıkarken; Kocaeli’nden alınan örneklerde bu değer 56 olarak belirlenmiştir.

Alüminyum suda, toprakta ve havada doğal olarak bulunabilen bir elementtir. Özellikle madencilik ve alüminyum üretimi sonrasında büyük miktarlarda alüminyum ortaya çıkar. Kömür yakıtlı termik santraller, atık yakma tesisleri de küçük çaplı alüminyum kaynağıdır. Çevredeki asidik süreçler ve asit yağmurları özellikle yeraltı sularındaki çözünmüş alüminyum düzeyini arttırır. Alüminyum insan vücudunda zehirli etkiye sahiptir. Ayrıca çeşitli araştırmalar içme suyundaki alüminyumun Alzaymır hastalığını tetiklediğini savunmaktadır.

Grafik 1

Grafikte (1 numaralı) görülebileceği gibi gerek Kocaeli ilinde ve gerekse Ergene Havzası’ndaki sularda bulunan alüminyum düzeyleri endüstriyel faaliyetlerin çok zayıf olduğu Antalya iline kıyasla çok yüksek. Ergene’de analiz edilen toplam örnek sayısı 764; alüminyum tespiti yapılan örnek sayısı 181 (yüzde 24) ve litrede 200 mikrogram olan sınır değeri aşan örnek sayısı ise 29 (yüzde 3.8) olarak belirlenmiş. Yani buralardaki içme suları içilemez durumda.

Kocaeli ilinde analiz edilen örnek sayısı 106; alüminyum içerdiği tespit edilen su örneği sayısı 49 (yüzde 46) ve sınır değeri aşan örnek sayısı ise 10 (yüzde 9.4) olarak tespit edilmiş. Yani Kocaeli’deki bu 10 örneğin alındığı noktalardaki suyun içilmemesi gerekiyor.

Antalya ilinde ise analiz edilen 569 örnekten sadece biri alüminyum için belirtilen sınır değeri aşmış ve tespit edilen alüminyum düzeyleri genel olarak çok düşükmüş.

 

Arsenik ve alüminyum analiz sonuçlarını değerlendirdiğimizde, Ergene Havzası’nda arsenik kirliliğinin, Kocaeli’nde ise alüminyum kirliliğinin daha yoğun olduğunu söylemek mümkün.

Biz ne yazık ki araştırmanın sınırlı bir bölümüne ulaşabiliyoruz. Sağlık Bakanlığı, seçilen bölgelerdeki topraklardan, Ergene Nehri’nin değişik noktalarından, arıtma ve deşarj noktalarından da örnekler alıp analizler yapmış. Bu verilerin tamamının birlikte değerlendirilmesi, tespit edilen ağır metallerin, pestisit vb. zararlı kimyasalların kaynağı konusunda çok daha doğru ve kesin bir bilgi verecektir. Özellikle alüminyum ve arsenik kirliliğinin tamamen yukarıda bahsettiğimiz doğal yollardan değil, çoğunlukla araştırmanın yapıldığı bölgenin çevresel kirlilik düzeyinden kaynaklandığı görülebilecektir.

İşte içtiğimiz suların durumu bu. Parababaları kârlarına daha çok kâr katmak için havamızı, toprağımızı, suyumuz kirletiyorlar. Yaptıkları endüstriyle faaliyetlerden kaynaklanan atıkları doğaya zarar vermeyecek ya da en az zararı verecek şekilde arıtmak için yatırım yapmak kârlarını azaltacak diye, doğayı gönüllerince kirletiyorlar. Doğamızı yok ediyorlar. İnsanlarımızın sağlığını bozuyorlar. Erkenden ölümcül hastalıkların pençesine düşüp büyük acılar çekmelerine, ölümlerine sebep oluyorlar. Çocuklarımızın sağlıklı büyümesini ve beslenmesini engelliyorlar.

Çevresel kirliliğin fazla olduğu bölgelerde yaşayan halk, kanser gibi ölümcül hastalıklara, astım, bronşit gibi kronik rahatsızlıklara daha fazla yakalanıyor. Kirlilikten en çok çocuklar etkileniyor. Çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi olumsuz etkileniyor. Astım, bronşit ve alerji daha fazla görülüyor çocuklarda.

Araştırmayı yapıp sonuçlarını halktan gizleyen Sağlık Bakanlığı ve AKP Hükümeti, 5 milyon insanımızı etkileyen bu çevresel kirliliği önlemek, ortadan kaldırmak, hiç olmazsa azaltmak için bir adım bile atmıyor. Halkımızın, çocuklarımızın onlar için hiçbir değeri yok. Onlar için değerli olan tek şey mal, mülk, unvan, küplerini doldurmak. Tapındıkları tek Tanrı; Para Tanrısı. Bunun için de Parababalarının kâr düzeninin bekçisidir onlar.

Bundan sonraki yazımızı da sularda kurşun kirliliğine ve ülkemizdeki su sorununa ayırmak istiyoruz.