Rakamlarla yalan söylemek

Av. Tacettin Çolak

Ekonomistlerin harcıâlem sözüdür; “rakamlarla söylenen yalan kitleleri kandırmanın en kolay yoludur”.

Kıvılcımlı Usta’nın deyimiyle Ülkemizde; “Olanları peçeleyip tedbirleri felce uğratan en derebeyice zulümlerden biri de “RAKAMLARIN ZORBALIĞI”dır.

Dolayısıyla Parababaları türlü rakam oyunlarıyla; “bozguna zafer havası çalarak”, kitleler sürekli uyutmaktadır.

Bütün burjuva hükümetleri; ihracat, ithalat rakamları, kişi başına düşen milli gelir, büyüme-küçülme oranları, cari açık, iç-dış borç rakamları vb. birçok konuda hep halka yalan söylediler, söylüyorlar.

AKP ise bunların en pervasızı…

Salt ekonomide değil, siyasette, kültürde, dinde, hemen her konuda yemek yer su içer gibi yalan söylüyorlar.

Zira bunlar batılı emperyalistlerin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’un bir gereği olarak iktidara getirildiler. Yıllardır ekonomiye sürekli sıcak para pompalandı. Üretim, yatırım olmadan sadece inşaat, ticaret ve “duble yol”la maçı idare eden bir ekonomide yıllık büyüme oranları da hep şişirildi.

Kişi başına düşen milli gelir ise türlü rakam oyunlarıyla her geçen yıl yüksek tutulmaya çalışılmakta. Hatta G20 ülkeleri içinde en yüksek milli gelire sahip on altıncı ülke olduğumuzu bile ilan ettiler.

Örneğin, geçtiğimiz günlerde yayımlanan TÜİK verilerine göre, 2017 yılında % 7,4 oranında büyüdüğümüz açıklandı. Fakat aynı açıklamada 2018 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre mal ve hizmet ihracatımız ancak % 0,5 artarken, ithalatın ise % 15,6 arttığı acı gerçeğini yazmaktalar.

Aradaki uçuruma bakın!

Sadece Ocak, Şubat, Mart 2018 ayları arasında ithalat ihracattan % 15,1 daha fazla.

Hadi bu fark, Tayyip’in deyimiyle; “dış güçlerin operasyonu”, diyelim!!!

Geçen yılki 157 milyar dolar ihracata karşılık, 234 milyar dolar ithalata ne demeli?

Yani 2017’de dış ticaret açığımız yüzde 37 artarak 77 milyar doları bulmuş.

Ekonomi dilinde buna “cari açık” denmekte…

Önceki yıllarda da cari açık hiç kapanmamıştır. Ancak rakamlarla bir de biz bunaltmayalım.

Son bir rakam; (uzak geçmişe gitmeden) 2018 yılının ilk çeyreğinde oluşan cari açık; 55 milyar 380 milyon dolardır.

Oysa AKP hükümeti Orta Vadeli Programda (OVP) yılsonu cari açık tahminini 40 milyar olarak açıklamıştı.

Bunların tahminlerinin bile ne kadar sahte olduğu ortada, değil mi?

Görüldüğü gibi “cari açık” her yıl katlanarak arttığı halde, sermaye iktidarları, rakamların bu yönüne hiç değinmezler.

İthalata ve döviz borçlanmasına bağımlı ekonominin artan döviz kurları nedeniyle sürekli açık vermesi ve dolayısıyla bunun faturasının emekçi halka yıkılması da ayrı bir gerçek.

Bu “döviz kuru” dedikleri oyun; esasen devalüasyondur.

Yani TL’nin diğer paralar karşısında değerinin düşürülmesi ve bunun sonucu olarak Halkımızın yoksullaşmasıdır. Eskiden bunu bir gecede yaparlardı ve cebimizdeki paramız bir anda pula dönerdi. Şimdi ise “dalgalı kur” aldatmacasıyla “ılımlandırarak” her gün yapıyorlar. Ama sonuç değişmiyor.

Örneğin, 2018 yılı başından bu yana TL dolar karşısında yüzde 32 oranında değer kaybetmiştir. Önümüzdeki günlerin daha da acı geçmesi hiç de sürpriz olmayacaktır. Sonuçta yine işçi, memur, esnaf, küçük sanayici yani emekçi halk yoksullaşacak, yerli-yabancı Parababaları kârlarına kârlar katacaklar.

Yukarıdaki büyüme oranına geri dönersek, Parababaları iktidarları rakam oyunları yaparak, bir yandan TL bazında büyüdük derken döviz bazında küçüldüğümüzü gizlemek isterler.

Yine bir yandan kişi başına düşen milli gelir rakamlarını yüksek gösterirler ama bu milli gelirin yarısından fazlasına bir avuç Parababasının el koyduğunu gözlerden kaçırırlar.

Sonuçta işçi-emekçi halk kesimleri hiçbir zaman, devletin açıkladığı kişi başına düşen milli gelire sahip olamaz ve açlığa mahkûm edilirler.

Geçtiğimiz günlerde, İzmirli yerel basın emekçisi Serkan Aksüyek, (kendisi aynı zamanda müvekkilimdir) Ege Telgraf Gazetesi’nin 02 Haziran 2018 tarihli sayısında bu milli gelir yalanını en anlaşılır şekilde şöyle deşifre etti.

Şimdi onu okuyalım:

***

Bir devlet için en önemli ciddiyet ölçüsü, resmi istatistiklerine duyulan güven olsa gerek. Yunanistan’ın birkaç yıl önce düştüğü acınası durumun temelinde, ülkedeki İstatistik Ofisi’nin açıkladığı ve AB İstatistik Kurumu EUROSTAT’a bildirdiği makroekonomik verilerin manipüle edildiğinin ortaya çıkması yatıyordu.

Keza Arjantin’in bugünkü ekonomik çöküşüne neden olan sürecin başlangıcı, istatistiki verilerin doğruyu yansıtmadığının anlaşılmasıydı. Arjantin bu nedenle üç kez uluslararası piyasaların dışına itilmişti. Örnekler çoğaltılabilir.

Devletlerin ürettiği veriler konusunda hiç kimsenin kafasında soru işareti olmaması gerekiyor.

Dikkatli okurlarım, lafı nereye getirmek istediğimi anlayacaklardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin istatistik kurumu olan TÜİK’in açıkladığı verilere olan inanç ve güven giderek artan bir hızda geriliyor. Bu konuya geçmişte pek çok kez değindik. Geride bıraktığımız ay Türk Lirası’nın ABD Doları karşısında yaklaşık yüzde 25 değer kaybetmesi, milli gelir ile ilgili tartışmaları yeniden alevlendirmişe benziyor.

Bakınız…

Türkiye Cumhuriyeti, 2016  sonu itibarıyla 81 milyon vatandaşının her birinin yıllık ortalama 10 bin 600 Dolar gelir elde ettiğini söylüyor. Siyasetçilerimiz de eksik olmasınlar, bu rakamları meydanlarda bağıra çığıra vatandaşa anlatmaya çalışıyorlar.

HESAP NEYE GÖRE?

Şimdi basit bir hesap yapmaya ve bu hesabın içinden çıkmaya çalışalım…

Anne-baba ve iki çocuktan oluşan dört kişilik bir ailenin yıllık geliri 42,400 Dolara (10,600X4) karşılık geliyor. Bu yazı yazılırkenki kur seviyesini dikkate alırsak, bu çekirdek ailenin yıllık geliri 190,800 TL’ye (42,400 X 4.50) ulaşıyor. Bu durumda 4 kişilik ailemizin aylık gelirinin 15,900 TL olduğu anlaşılıyor.

Güldüğünüzü hissediyorum ama izin verirseniz devam edelim.

Türkiye’de bir ailenin aylık ortalama geliri bu rakama ulaşıyorsa, ya devletin rakamlarında bir yanlışlık olduğu ya da geçim sıkıntısı çektiğini söyleyen vatandaşın su katılmamış bir yalancı olduğu sonucu çıkıyor.

Karar vermek sizlere kalsın.

Gelelim konunun teknik yönüne…

Türkiye’de yurt içinde yaratılan milli hâsıla Türk Lirası cinsinden üretiliyor. Yani elektrik faturamızı, taksi ücretimizi, market alışverişimizi TL ile ödüyor; arabamıza doldurduğumuz akaryakıtı TL ile alıyoruz. Türk ekonomisinin her yıl kaydettiği büyüme oranları da ortada.

Pekâlâ, “AK Parti’nin 2002’den bugüne milli gelirimizi üç kattan fazla artırdık” demesinin altında ne yatıyor?

NASRETTİN HOCA GİBİ

Uzunluğun kilogram ile ağırlığın metre ile mi ölçüldüğü” gibi bir durum mu yaşıyoruz?

2002 – 2008 yılları arasında dünyada bolca dolaşan para, Türkiye gibi reel faizi yüksek ülkeleri adeta ihya etmiş, TL’nin aşırı değer kazanmasına, ABD Dolarının yüksek faiz baskısıyla aşırı düşük değerde kalmasına yol açmıştı. Güçlü TL’nin pay-payda ilişkisine etkisi ile Türkiye’nin GSMH’si Dolar cinsinden adeta patlama yaşamıştı.

Pekâlâ, dünyanın en yüksek ikinci büyümesini kaydeden Türkiye’de nasıl oluyor da işsizlik, cari açık artıyor ve milli gelir yerinde sayıyor? TÜİK’in geçen yıl revize ettiği ve ciddi bir küçülme yaşanan 2009 yılını baz alan büyüme rakamlarının sihri işte burada ortaya çıkıyor. Sabit TL ile yapılan hacimsel ölçüm, dolar kuruna göre yorumlandığında ortaya “Türkiye’yi üç buçuk kat büyüttük” söylemine dayanak oluşturan durum ortaya çıkıyor.

Ezcümle Nasrettin Hoca’nın kazanının doğurması sonrası ölmesi gibi bir hikâye yaşıyoruz. Doların etkisiyle milli gelirimizin büyüdüğüne inanıyoruz ama, son bir buçuk yılda yüzde 40’a yaklaşan devalüasyon ile aynı dolar kuruna göre milli gelirin küçüldüğüne inanmıyoruz.  Sonra da 4 kişilik çekirdek bir ailenin ayda 15,900 TL kazanç elde ettiğine bakarak, “Amma da zenginmişiz haberimiz yokmuş” diye iç çekiyoruz.”

***

 

Serkan kardeşimiz, TÜİK rakamların güvenilmezliğini ve rakam oyunları ile ekonomik çöküntünün önüne geçilemediğini ve geçilemeyeceğini dünyadan örneklerle; “Bilâl’e anlatır gibi” netçe göstermiştir.

Bu nedenle HKP Programında; “Namuslu Sosyal İstatistik” başlığı altında bu konu şöyle konulmuştur.

“Türkiye’mizde olanları peçeleyip tedbirleri felce uğratan en derebeyice zulümlerden biri de “RAKAMLARIN ZORBALIĞI”dır. İstatistiklerimizde geçim seviyeleri, gelir dereceleri, üretim, teknik, aile ve örgüt dereceleri belirtilecek. Böylelikle hem medeniyet aşkımız özentilikten kurtarılacak, hem hükümetimiz kör yoklamaları ile bocalamama imkânını bulacak, hem de milletimiz, alın yazısını düzeltme çarelerini kavrayacak.”

İşte o zaman rakamlarla yalan söylemeye de gerek kalmayacak…

Dolayısıyla Halkımız; “Rakamların Zorbalığı”na mahkûm olmayacak…