Suriye Halkı, adım adım zafere ulaşıyor

M. Gürdal Çıngı

Suriye Halkı emperyalist çakallar ve yerli yabancı işbirlikçilerine karşı, Ortaçağcı çetelere karşı zaferler kazandıkça yüreğimiz büyüyor, içimiz sevinçle doluyor.

2011 yılından bu yana, ABD Emperyalistlerinin başını çektiği emperyalist dünya ve bölgedeki işbirlikçileri eliyle kurt dalamış sürüye çevrilen Suriye toprakları, metre metre, santim santim kurtarılıyor Suriye Ordusu ve müttefikleri tarafından.

Suriye topraklarının neredeyse üçte ikisi işgal edilmişti. Devletçikler, emirlikler, şeyhlikler kurulmuştu Suriye topraklarında. IŞİD’inden El Nusra’sına, Heyet Tahir’üş Şam’ından bilmem nesine kadar onlarca Ortaçağcı çete, ele geçirdikleri bölgelerde Hilafetler ilan ediyorlardı. Rejim, esas olarak Şam ve Lazkiye bölgesinde sıkışmış durumdaydı. Ki buraların bile bir kısmı karşıdevrimcilerin elindeydi. Ancak bu tablo tersine çevrilmiş durumda. Önce önemli kentlerden Hama ve Humus kurtarıldı. Halep kurtarıldı.

12 Temmuz’da rejim güçleri, karşıdevrimin patlak verdiği ilk kent olan Dera’yı Ortaçağcı çetelerden temizleyerek geri aldı. Buradaki çetelerin bir kısmı, varılan anlaşma uyarınca silahlarını teslim ederek, şu anda Suriye’de ellerindeki en güçlü bölge olan İdlib’e çekildiler. Böylece Suriye Yönetimi, güneybatıdaki Ürdün sınırında yeniden kontrolü sağladı.

Suriye Ordusu, ardından, güneydeki Kuneytra bölgesine yöneldi ve orayı da kurtardı. Böylece İsrail sınırı da belli oranda kontrol altına alınmış oldu. Buradan ayrılan çeteler de İdlib’e gittiler.

Yeni bir gelişme de, Suriye Ordusu’nun Kuneytra’yı ele geçirmesiyle ortaya çıktı. “Beyaz Miğferler” diye bilinen karşıdevrimci örgütün Kuneytra’daki elemanları (800 kişi), ABD, Avrupa Devletleri ve Kanada’nın isteği üzerine, İsrail tarafından gerçekleştirilen bir operasyonla “kurtarıldılar” ve Ürdün’e götürüldüler. Oradan da İngiltere, Kanada ve Almanya’ya gönderilecekleri söyleniyor.

Bildiğimiz gibi “Beyaz Miğferler” örgütü, sözde bir “sivil savunma” örgütü ama Suriye Yönetiminin kimyasal silah kullandığı yönündeki (CIA tarafından planlanan) senaryoları uygulayan bir provokasyon örgütü. Ki, bunların ABD ve AB’nin isteği üzerine İsrail tarafından “kurtarılmaları” da bu gerçeği apaçık bir şekilde göz önüne serdi.

(HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut, 16 Nisan tarihli siyasi değerlendirmesinde bu örgütün iğrenç içyüzünü gözler önüne seren bir yazı yayımladı. İsteyenler; https://kurtuluspartisi.org/2018/04/16/q-2/” linkinden bu yazıyı okuyabilirler.)

Suriye Ordusu ve yönetimi bir yandan da batı bölgesine yöneldiler. Amerikancı Kürt Hareketinin elinde olan Suriye’nin en büyük barajı Tabka ve Fırat Nehri üzerindeki Tişrin barajlarının işletmesini devraldılar YPG-PYD’den. Suriye Ordusu ve teknik elemanlar buralara kalıcı olarak yerleşecekler ve barajları işler hale getirecekler. Buralarda üretilen elektrik ve su da PYD-YPG işgalindeki bölgelere de verilecek.

Suriye Yönetimi aynı zamanda Irak sınırındaki Deyrizor’da bulunan petrol yataklarının işletilmesi için de görüşmeler yapıyor PYD-YPG ile.

24 Temmuz tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki habere göre ise, “YPG, REJİM İLE MENBİÇ KENTİNİN DEVRİNİ GÖRÜŞTÜ”. (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/ypg-rejim-ile-menbic-kentinin-devrini-gorustu-40906320)

Bu asparagas yani uydurma bir haber de olabilir. Esad rejimini ve YPG’yi işbirliği içinde göstermeye çalışıyor olabilir. Ama süreç böyle akacak. Yani herkesin eli mahkûm, Esad Yönetimiyle şöyle ya da böyle, şu aşamada ya da bu aşamada ama mutlaka görüşecekler. Ve Esad Yönetimini kabul edecekler. Herkes gördü ki, Beşşar Esad Yönetimi kalıcı ve gitmeyecek. Yukarıdaki aktarımlarımız da bunu doğruluyor.

Bu konuda son bir somut bilgiyi de, İsrail’in tutumuna ilişkin verebiliriz. İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu, Moskova’da Putin’le yaptığı görüşme sonrasındaki açıklamasında; “Esad ile bir sorunumuz yok” demek zorunda kaldı. (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/netanyahu-esad-ile-bir-sorunumuz-yok-40895318)

Yani, AKP’giller’in, ABD’yle YPG’nin Menbiç’ten çıkartılacağı konusunda anlaştıkları yönündeki açıklamaları da fiyaskoyla sonuçlanabilir…

Bütün bu başarılar neyi gösteriyor?

Direnen, savaşan halkların yenilemeyeceğini!

Yiğit, kararlı, halkına güvenen liderlerin baş eğmeyeceğini ABD-AB Emperyalistlerine.

Dünya Halklarının saygısını ve sevgisini kazanacağını.

Suriye’deki bu gelişmeler ABD Emperyalistleri açısından büyük bir yenilgi anlamı taşımaktadır. “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), büyük bir yara aldı. Suriye, ABD Emperyalistlerinin planladığı gibi, üçe-dörde bölünmedi. Bölünemedi.

Kazançları var mı ABD’nin?

Var. Olmaz olur mu?

Örneğin Suriye’de şu anda Amerikancı Kürt Hareketinin (PKK-PYD-YPG), ABD’nin sağladığı olanaklarla ele geçirdiği, etkin olduğu bölgelerde (Menbiç’te, Rojava’da) 20’den fazla askeri üssü var. Hem de büyük askeri üsleri var. Daha önce böyle bir şey söz konusu değildi tabiî ki…

Amerikancı Kürt Hareketi, esasında kaderini ABD Emperyalistlerine bağlamış durumda. Kürt Sorunu’nu çözmenin, Kürt Devletini kurmanın yolunun ABD’ye bağlanmaktan, onun isteklerini yerine getirmekten geçtiğini düşünüyor. O yüzden de açık, net bir şekilde Suriye’de ABD’nin “kara gücü”, “sahadaki yerel ortağı” oluyor. Ama bir yandan da realpolitikerlik yapıyor. Bir yandan Rusya’yla görüşüyor, bir yandan Beşşar Esad yönetimi ile. Yani herkesle görüşüyor. Tabiî bu da onu muhatapları karşısında güvenilmez kılıyor.

Oysa Kürt Sorunu’nun biricik çözümü vardır, o da Devrimci Çözüm’dür.

Bu çözüm, şu an için bulundukları ülkelerdeki Devrimci Hareketlerle, ABD Emperyalizmine net bir karşı duruşla kazanılacak çözümdür.

Suriye’de, ABD, AB ve bilimum emperyalistlerin işgalciliklerine, saldırganlıklarına, katliamlarına karşı Suriye Yönetimi ve Suriye Halkıyla birlikte savaşmak ve savaş içinde kardeşliği pekiştirerek, yine kardeşçe, eşitçe yaşanacak bir toplumsal düzeni kurmaktır Kürt Hareketlerine düşen.

Bu Federasyon mudur, başka bir biçim midir, yaşanarak görülecektir.

Bunun ötesindeki tutumlar, davranışlar, ABD Emperyalistlerinin işbirlikçisi, taşeronu olmak asla çözüm üretmeyecektir.

ABD’nin BOP’u içinde bölge halklarına yönelik hiçbir olumlu yön yoktur kan, gözyaşı, ölüm, zulüm, mültecilik dışında…

Yoktur ve olamaz da. Bu, emperyalizmin doğasına aykırı bir durumdur çünkü.

İşte bütün bu olumsuzluklara rağmen, Suriye’nin yiğit, cesur, kararlı, yurtsever, antiemperyalist lideri Beşşar Esad ve Yönetimi, ülkesine ve vatanına bağlı Suriye Halkları, Rusya, İran ve Lübnan Hizbullah’ının da açıktan katkılarıyla ABD Emperyalistlerinin saldırılarını boşa çıkardı. Ülkesini ve vatanını savundu. Savunmaya da devam ediyor. Ve dediğimiz gibi adım adım, milim milim zafere doğru ilerliyor.

ABD Emperyalistleriyle işbirliği içindeki liderler dirhem dirhem çürürken insanlığın gözünde ve gönlünde, yiğit Beşşar Esad ise kahramanlaşıyor.

İşte biz, yukarıda da söylediğimiz gibi, bu yüzden seviniyoruz Suriye Halkının zaferlerine. Çünkü biz de benzer bir süreçten geçtik. Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve Tarih sahnesinden silinmesiyle son bulan Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonra ülkemiz de aynı Batılı Emperyalistler tarafından işgal edildi. Sevr Antlaşmasıyla birlikte ve ortaya konulan Sevr Haritasıyla, aynen Suriye gibi bölünüp parçalanıyordu ülkemiz. Vatan toprakları kapanın elinde kalıyordu. Ortaçağcı çeteler bizim ülkemizde de Batılılar adına vatanın parçalanmasına katıldılar, kan döktüler. Birinci Kuvayimilliyeci atalarımız, bir yandan Batılı İşgalcilere karşı bir yandan da İstanbul’daki emperyalistlerin kuklası, işbirlikçisi olmuş Hilafet ve Saltanat sahiplerine ve onların çetelerine karşı mücadele yürüttüler. Ve dört yıl gibi uzun süren bir savaş sonucunda, bir bütün olarak bunları yendiler ve ülkemize bağımsızlığımızı kazandırdılar. Cumhuriyet kurdular. Laiklik getirdiler. Ve bir dizi kazanımlar sağladılar insanlarımıza. Tabiî bu savaş öncesinde ve sırasında da halkımız, halklarımız büyük acılar çektiler, yoklukla ve yoksullukla dolu bir mücadele yürüttüler. Ama kazandılar. Çünkü onlar dahi Komutan Mustafa Kemal’in “Ya İstiklal ya Ölüm!” parolasıyla savaştılar. “Hattı müdafaa yoktur, sahtı müdafaa vardır ve o satıh bütün vatandır”, anlayışıyla zafere ulaştılar.

Tabiî bu zaferde çok büyük bir katkı da dünyanın ilk sosyalist ülkesi olan Sovyetler Birliği’nden ve onun önderi Lenin’den geldi. Sovyetler’in ve Mazlum Ulusların maddi manevi büyük katkılarıyla ve moral desteğiyle savaştı Birinci Kuvayimilliyeci atalarımız. Ve yendiler dediğimiz gibi Batılı Emperyalistleri. Unutamayacakları bir ders verdiler onlara. Mazlum Ulusların yenebileceklerini, Batılı Emperyalistlerin de yenilebileceklerini gösterdiler Mazlum Uluslara. Onlara ilham verdiler ve örnek oldular, ışık oldular mücadelelerinde.

İşte Suriye Halkı da bugün benzer bir mücadele veriyor. Ve biz onların zaferlerinde gelecek zaferlerimizi görüyoruz. İkinci Kurtuluş Savaşı’mızın da başarıyla, zaferle sonuçlanacağını görüyoruz…

Gelecek o günler. Mutlaka gelecek!