Ülkeyi ve Halkımızı düşürdükleri durumlara bakın bir…

Bugün sabah saatlerinde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından Ağustos ayı enflasyon verileri açıklandı.

Açıklanan verilere göre enflasyon Ağustos ayında yüzde 2.30 artarken yıllık bazda yüzde 17.90 oldu. Bu rakamlarla enflasyon son 14 yılın en yüksek oranına çıkmış oldu. Böylece Türkiye en yüksek enflasyona sahip gelişen ülkeler arasında Arjantin’in ardından ikinci sırada kalmaya devam etti.

Bildiğimiz gibi enflasyon; pahalılık, demektir. Üretilen ürünlerin ve malların fiyatlarının artması demektir.

Enflasyon yani pahalılık, devalüasyon; yani paranın değer kaybetmesiyle atbaşı gider. Bu ikisi ikiz kardeşlerdir. Bunların bir kardeşleri daha vardır, o da işsizliktir. Bunların sonucu olarak ortaya çıkar işsizlik de.

Eğer paranızın değeri düşer, mallarınızın fiyatı artarsa, kaçınılmaz olarak ekonomik dengeler bozulur ve işletmeler işçi çıkarırlar. Yenilerini de almazlar. Böylece halkların boynunda iki lanet halka olarak sallanır durur İşsizlik ve Pahalılık.

Bu durumu Merkez Bankası da yaptığı açıklamada teyit ediyor. Şöyle diyor:

“Son dönemde enflasyon görünümüne ilişkin gelişmeler fiyat istikrarı açısından önemli risklere işaret etmektedir.” (https://www.olayneyseo.com/merkez-bankasindan-cok-onemli-enflasyon-aciklamasi.html)

Riskler ortada. Paramız her gün yabancı paralar, özellikle Dolar ve Euro karşısında pula dönüyor. Sürekli olarak değer kaybediyor. Dolayısıyla ihraç ettiğimiz ürünleri düşük değerden ihraç ediyoruz, ithal ettiğimiz ürünleri de pahalı Dolar ve da Euroyla alıyoruz.

Örneğin eskiden bir ton meyve ya da sebzeyi ya da bir sanayi ürününü 1000 dolara satarken şimdi aynı üründen iki ton satmalıyız ki aynı rakamı elde edebilelim. Yani daha çok ürün satacağız ama gelirimiz aynı kalacak. Hatta düşecek. Miktarca yaptığımız ihracat artmış olacak ama para olarak elde ettiğimiz gelir ya aynı kalacak ya da düşmüş olacak.

İthalat açısından durum daha da vahim. Eskiden bir birim ürünü şu kadar Dolara ya da Euroya alırken şimdi aynı ürüne yine aynı dövizi öder görüneceğiz ama TL cinsinden iki misli ödeyeceğiz.

Bunun sonucunda da ekonominin tüm dengeleri alt üst olmaktadır.

Kim zararına?

Tabiî ki halkımız zararına.

Kimin yararına?

Başta yabancı Parababaları olmak üzere Parababalarına.

Ki, Merkez Bankası yıl başında yıllık enflasyon oranını yüzde 5 olarak açıklamıştı. Sonra hedefi % 8.4’e yükseltti. Ancak bütün bu rakamlar yalan oldu. Tutmadı hesapları. Ve Merkez Bankası Ağustos ayı başında bu hedef rakamı % 13.4’e yükseltti. Oysa daha Eylül ayı başında bu rakam yukarıda da yazdığımız gibi % 17.90’a çıktı. Daha da çıkacak. Bu kesin. Dolayısıyla enflasyon (resmi rakamlara göre) yüzde 20’leri, 25’leri bulacak demektir. Gerçekte ise yüzde 40-50-60 demektir bu rakamlar.

İşte Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) daha dün konutlarda kullanılan elektrik fiyatlarına yüzde 9 daha zam yaptı. Geçen ay da aynı oranlarda zam yapılmıştı elektrik fiyatlarına.

Sanayi ve sulamada kullanılan elektrik fiyatlarına ise yüzde 14 olarak yapıldı zam. Ki ona da aynı şekilde geçtiğimiz ay da zam yapılmıştı.

Geçen yıla göre yapılan elektrik zammı konutlar için yüzde 33’e ulaştı; sanayi, ticarethane ve tarımsal sulama için ise yüzde 44’ü aştı.

Elektriğe yapılan her birim zam, diğer mal ve hizmetlere de katlanarak yansır. Bu kaçınılmaz bir ekonomi kuralıdır.

Yani nereden bakarsanız bakın enflasyon yani pahalılık dizginlenemez bir durumda ülkemizde.

Dövizde de durum aynı. Bugün yani 3 Eylül Pazartesi günü saat 17:00 itibarıyla Euro 7.74, Dolar 6.65 TL. Yılbaşından bu yana Dolar ve Euronun değer artışı yüzde 60-65’leri buldu. Şu anda döviz rakamları o kadar oynak ki net bir rakam veremiyoruz. Ama nereden bakarsanız bakın yüzde 50’yi geçti. Yani Türk Lirası en az yüzde 50 değer kaybetti Dolar ve Euro karşısında.

Bu neyi getiriyor?

Bizzat AKP’giller’in yarattığı canavarın önlenemez yükselişini.

AKP’giller ve liderleri Tayyip, sözde IMF’ye olan borcu bitirdiler. Tayyip her yerde bununla övündü durdu. Evet kağıt üstünde IMF’ye borcumuz yok.

Ama dış borcumuz sürekli artıyor. Maliye eski Bakanı İngiliz Mehmet Şimşek, 3 Haziran’da Türkiye’nin dış borcunu 453 milyar dolar olarak açıklamıştı.

Bunun bir kısmı Merkez Bankasının borçları.

Ya diğer büyük kısmı nereden kaynaklanıyor? Kim almış bu borçları?

Özel sektör. Yerli Parababaları…

AKP İktidarı bunu teşvik etti, önünü açtı, yol gösterdi. Hatta zorunlu kıldı. Devlet borçlanmayacak, IMF’ye borç bitecek ama Özel Sektör yabancı kreditörlerden borç alacak. Çark böyle döndürülecek. Öyle de işledi uzun süre.

Nereye kadar?

İşte buraya kadar!

Özel Sektör düşük fiyatlarla aldığı döviz borçlarını artık ödeyemez durumda. Sürekli yeniden yapılandırma, satış haberleriyle, iflas ve konkordato haberleriyle karşılaşıyoruz. Büyük firmalar, şirketler döviz borçlarını ödeyemedikleri için işlerini küçültüyorlar. Yani işçi çıkartıyorlar vb…

Yani alavere dalavere İşçi Mehmet ya da halk Mehmet nöbete oluyor bu düzende.

Türkiye’de bir alım furyası var son aylarda bir de gezi/turizm furyası.

Alım furyası daha çok yabancı Parababaları için.

Gezi furyası da yine yabancılar için.

İkisinin de nedeni aynı:

Türk Lirasının yabancı paralar, özellikle de Dolar ve Euro karşısında pula dönmesi…

Bakın, Özelleştirme adı altında Lübnanlı Hariri Ailesi ve Suudi Telecom Şirketi (STC)’nin ortak olduğu Oger Telecom’a peşkeş çekilen ve vurgunu vurduktan sonra geçtiğimiz günlerde (Telekomu satın almak için kredi aldığı bankalara aldığı krediye geri ödemediği için) kreditör bankalar tarafından satın alınan Türk Telekom’un CEO’su Paul Doany, “Türkiye pazarı fırsatlarla dolu” diyor, 23 Ağustos tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki habere göre.

Doany, yabancı yatırımcılara Türkiye’ye bir an önce yatırım yapmaları tavsiyesinde bulunarak, “Çünkü şimdi iyi bir zaman, fiyatlar da çok iyi. (…) Türkiye pazarı gerçekten fırsatlarla dolu” dedi.

E tabiî böyle söyleyecek. Çünkü AKP’giller sayesinde fırsatı yakalamış ve vurgunu vurmuş.

Bakın ne kadar açık konuşuyor: Çünkü şimdi iyi bir zaman, fiyatlar da çok iyi.”

Niye iyi zaman? Fiyatlar da neden çok iyi?

Şimdi de paramız pula dönüşmüş, şirketler değerlerinin büyük kısmını yitirmiş, dövize muhtaç durumda. Dolayısıyla bir an önce satın alacak birilerini arıyor…

Yani şirketler batan geminin malları durumunda. Gel vatandaş gel, diyor Paul Doany yabancı Parababalarına. Burada, bu ülkede vurgun alanı çok. Ben yedim siz de yiyin, diyor.

Düşürüldüğümüz duruma bakar mısınız?

Dediğimiz gibi bir de Turizm sektörü çok canlı şu anda.

“Türkiye’ye ilk 7 ayda gelen Avrupalı turist sayısı 9.2 milyona ulaş”mış.

Avrupalı turist “Mayorka yerine Antalya”ya geliyormuş.

Niye?

Antalyalıların kara kaşı, kara gözü için mi?

Hayır.

“TL’deki değer kaybı” nedeniyle böyle yapıyormuş, Hürriyet Gazetesi’nin haberlerine göre.

Enayi mi Avrupalı, Mayorka’ya gidip çok para harcayacağına, niye çok daha lüks bir tatili, çok daha ucuza hem de el üstünde tutularak Türkiye’de yapmasın…

Eee o da öyle yapıyor işte!

Bütün bunlar bir tek şeyi ispatlıyor. 16 yıldır iktidarda olan, daha doğrusu ABD tarafından projelendirilip iktidara getirilen AKP’giller, sadece ve sadece yerli yabancı Parababalarına hizmet ediyorlar. İktidara getirilmenin diyetini ödüyorlar Uluslararası Finans-Kapitale. Bu arada ülkenin ekonomisi batıyormuş, kriz çıkıyormuş şirketler kapanıyormuş, insanlar işsizlik pahalılık cehenneminde yanıp kavruluyormuş, ne gam… Onların tekeri dönüyor ya… Onlar, AKP’giller sadece ona bakıyorlar.

Sanıyorlar ki bu devran hep böyle sürecek… Kaçak Saray’larda yaşayacaklar hep. Oysa Tarih bunun böyle olmadığını gösteriyor. Saltanatlar, zulümler son buluyor bir gün… Ve bunları yapanlar Tarih sahnesinden çekilirlerken de lanetle anılıyorlar insanlık tarafından. Bunların da sonu böyle olacak…