“Biz bu mücadeleyi başaracağımıza inanıyoruz Çünkü biz İşçi Sınıfının davasını temsil ediyoruz!”

10.03.2019
A+
A-
“Biz bu mücadeleyi başaracağımıza inanıyoruz Çünkü biz İşçi Sınıfının davasını temsil ediyoruz!”

Türkiye’de ilk defa uluslararası bir Enternasyonalin Genel Kurulu yapılıyor

Kurtuluş Yolu: Sayın Başkan öncelikle kutlarız. DSF’ye bağlı Uluslararası Taşımacılık Enternasyonali (TUI Transport)’un Genel Sekreterliği görevine geldiniz. Aynı zamanda bu enternasyonalin merkezi de Türkiye’ye taşınmış oldu. Türkiye’de daha önce böyle bir Kongre düzenlenmedi. Yani sınıf sendikacılığını temsil eden bu kadar fazla sendikacının, bu kadar fazla ülkeden sendikacının bir araya geldiği ilk Kongre oluyor bu. Bu da Nakliyat-İş Önderliğinde düzenlenmiş oldu. Zaten oraya katılanların çoğu da bunu vurguladılar. Nasıl değerlendiriyorsunuz Kongreyi?

Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Şimdi bu bir Genel Kurul tabiî. TUI Transport Taşımacılık İşçileri Enternasyonali’nin 14’üncü Genel Kurulu. Dünya Sendikalar Federasyonu (DSF)’ye bağlı.

Bu Genel Kurul dört yılda bir yapılıyor. Türkiye’de ilk defa uluslararası bir Enternasyonalin Genel Kurulu yapılıyor.

Bu bakımdan Türkiye İşçi Sınıfının mücadelesi açısından tarihsel önemi olan bir Genel Kurul oldu. Yani 5 Kıtadan Delegeler katıldı. Aynı zamanda Türkiye’deki sınıf sendikacılığı açısından da, devrimci sınıf sendikacılığı açısından da tarihsel önemi olan bir Genel Kurul oldu.

Türkiye’de İşçi Sınıfımız, Sarı Sendikacılığın dayatmasıyla karşı karşıya. O bakımdan da biz Nakliyat-İş Sendikası olarak, zaten uzun yıllardan beri, aynı zamanda sarı sendikacılığa karşı da mücadele veren bir sendikayız.

Ve bundan dolayı da bunun gereği olarak önce DSF’ye üye olduk.

DSF’ye üye olduktan sonra, bundan dört yıl önce yapılan Genel Kurul’da ben TUI Transport Genel Başkanlığına seçilmiştim, Şili’de Santiago’da yapılan.

O bakımdan Türkiye’deki İşçi Sınıfının sendikal mücadelesi açısından, İşçi Sınıfının Devrimci Sendikal Mücadelesi açısından tarihsel önemi olan bir Genel Kurul. Kaçınılmaz olarak bunun Türkiye İşçi Sınıfı mücadelesi açısından önemli yansımaları olacak, sonuçları olacak…

Bir de Türkiye ve Dünya İşçi Sınıfının, sermayenin tahakkümünü ortadan kaldırma ve sınıfsız, sömürüsüz bir dünya yaratma mücadelesi açısından da önemli bir Genel Kurul oldu.

Bu bakımdan tarihsel önemi olan bir Genel Kurulu başarıyla gerçekleştirmiş olduk. Zaten dünyanın 5 Kıtasından gelen bütün delegelerin de ortak değerlendirmesi bu. Hem TUI Transport Taşımacılık İşçileri Enternasyonali açısından, hem de Dünya Sendikalar Federasyonu açısından. Sonuçları itibariyle de, katılım açısından da daha önceki, 13. Genel Kurul’u aşan ve ondan daha etkili bir Kongre sürecini sonuçlandırmış olduk.

Dünya Sendikalar Federasyonu;

Parababaları düzenine ve sarı sendikacılığa karşı mücadelenin adresidir

Kurtuluş Yolu: Konuşmacı olarak gelen Delegelerin çoğu, kendi ülkelerindeki İşçi Sınıfının durumundan bahsetti. Hepsi de aşağı yukarı aynı problemlerden bahsetti. İşte işsizlik, güvencesiz çalışma, özelleştirme vb.

Buna yönelik bir program var mı? Düşünce var mı? İşçi Sınıfının ortak uluslararası problemleri ve bunların ortak çözümlerine yönelik… Dünya Sendikalar Federasyonu’nun bu noktadaki misyonunu anlatır mısınız?

Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Dünya Sendikalar Federasyonu, 1945’te kurulan bir Federasyon. Ve dünyadaki sınıf temelli, ücretli köleliğin ortadan kaldırılmasını temel ilke edinmiş, sendikal mücadeleyi sadece ekonomik mücadele sınırları içerisinde düşünmeyen bir anlayıştan hareketle mücadele eden bir Federasyon.

1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılma süreci ve sonrasının, Dünya Sendikalar Federasyonu’nun üzerinde de sonuçları oldu. Bu dönemde Dünya Sendikalar Federasyonu zayıflama sürecine girdi, eski gücünü de kaybetti. 2000’lerin başından itibaren de yeniden toparlanma sürecine girdi. Bu sürece özellikle Yunanistan’daki, Hindistan’daki, Kıbrıs’taki sendikaların önemli katkıları oldu. Ama Dünya Sendikalar Federasyonu, 90’lar öncesi etkinliğine ve gücüne daha henüz ulaşabilmiş değil.

Emperyalist tekeller, tüm dünyadaki sınıf hareketlerini sarı-işbirlikçi sendikalar kanalıyla kontrol altına almak istiyorlar ve bunun için de yüz milyonlarca dolar harcıyorlar. Emperyalistler, işbirlikçi iktidarlarla ve onlarla işbirliği içerisinde olan ITUC, ETUC gibi emperyalizmle işbirliği içerisinde olan uluslararası sendikal örgütlerle de süreci götürüyorlar.

Dünya Sendikalar Federasyonu; bu dönemde Dünya İşçi Sınıfının sarı sendikacılığa karşı, sermaye sınıfının saldırılarına karşı mücadelesinde bir güç. İdeolojik anlamda mücadelesiyle yürütmüş olduğu kampanyalar var.

Ancak benim Kongre’de de yapmış olduğum değerlendirmeler, sadece TUI Transport için geçerli değerlendirmeler değil. Genel olarak Dünya Sendikalar Federasyonu; etkinliğiyle, kitleselliğiyle ve nitel mücadelesiyle henüz olması gereken yerde değil. Bu aynı zamanda dünyadaki sol, sosyalist mücadeleyle de bağlantılıdır.

Dünyadaki sınıf hareketinin, dünyadaki sendikal mücadelenin daha nitelikli hale gelmesi, kaçınılmazca siyasi mücadeleyle bağlantıyı gerektirir. Dünya Sendikalar Federasyonu’nun, tek başına ekonomik mücadeleyle ve ekonomik mücadelenin dar kalıpları içerisinde kalmaması lazım. DSF’nin gelişmesi; bir bakıma dünyadaki İşçi Sınıfının ve Ezilen Halkların emperyalist tahakkümüne karşı vermiş olduğu siyasi mücadeleyle de bağlantılı.

Bu tarihsel süreç içersinde İşçi Sınıfının sorunları her ülkede ortak. Dünyada başını ABD Emperyalizminin çekmiş olduğu, AB’nin de içinde olduğu Emperyalistler, onlarla işbirliği içerisinde olan siyasi iktidarlar,  Emperyalist Örgütler, IMF’si, Dünya Bankası, NATO’su İşçi Sınıfları üzerinde siyasi bir tahakküm yaratmaya çalışıyorlar. Bu tahakkümün sonuçlarıdır; özelleştirmeler, güvencesiz çalıştırma, emeklilik yaşının yükseltilmesi, eğitimin, sağlığın paralı hale getirilmesi… O bakımdan sorunlar ortak. Ve buna karşı ortak bir mücadelenin örgütlenmesi, uluslararası dayanışmanın geliştirilmesi önemli.

DSF’nin etkili olduğu ülkelerden bir tanesi de Hindistan. Hindistan’da geçtiğimiz aylarda, yüz milyonlarca işçinin katıldığı grevler oldu. İşte Fransa’da CGT mesela, DSF’nin daha önce üyesiydi, sonra ayrılan bir federasyon. Ama orada da, CGT içerisinde de DSF şu anda daha etkili bir duruma geliyor.

Bütün bunlar, Dünya Sendikalar Federasyonu’nun; emperyalizmin ekonomik ve siyasi zulmü karşısında hem nicel olarak, hem de nitel mücadelesiyle daha etkili bir güç haline gelmesi önemli. O mücadeleyle de buradaki Genel Kurul, bütün Delegelerin ortak değerlendirmesi, o mücadelede de önemli bir adım oldu aslında.

Türkiye’de İşçi Sınıfımız sarı sendikacılığın baskısı altında

Kurtuluş Yolu: Bir de şunu sorayım Başkan. Şimdi Türkiye’de, ne yazık ki diyoruz ama ne yazık ki Nakliyat-İş dışında Devrimci Sendikacılık yapan, böyle bir derdi olan sendika kalmadı şu anda. Nakliyat-İş’in bağlı olduğu Konfederasyon da dahil olmak üzere. Bunu kongrede de gördük.

Yani DİSK’e bağlı bir sendika, bu kadar büyük, bu kadar önemli bir Kongre düzenliyor ama DİSK ortada yok mesela. DİSK bir temsilci bile gelmedi, örneğin. Nakliyat-İş’e karşı bu uluslararası destek, hem DİSK içinde, hem de diğer sendikalar içinde Nakliyat-İş’in dışında Türkiye’deki sendikalar arasında devrimci sendikacılığı harekete geçirir mi? Yani etkiler mi? Yani Nakliyat-İş’in etkinliğini arttırır mı?

Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Şöyle söyleyeyim. DİSK’ten bir katılım olmasını beklemiyordum. Öyle bir beklentim olmadı zaten. Herkese haber verdik. Basın açıklaması yaptık. Herkese açık bir Kongreydi. O bakımdan DİSK’ten, Kongremize herhangi bir katılma gibi bir beklentimiz olmadı.  Diğer sendikaları, da özel olarak hiç kimseyi çağırmadık. Sadece basın açıklamaları yoluyla çağrı yaptık. Herkesin katılabileceğine yönelik çağrı yaptık.

DİSK’teki şu andaki sendikal anlayış, gerçek anlamda DİSK’in kuruluş ilkelerini de temsil eden bir anlayış değil. Yani DİSK aslında kuruluş ilkelerinden uzaklaşmış durumda. Tamamen reformcu bir sendikal bir anlayış hâkim.

Diğer sendikalar ve diğer Konfederasyonların da durumu ortada.

Türkiye’de İşçi Sınıfımız sarı sendikacılığın baskısı altında.

Şimdi biz o bakımdan bu ortamda yani bir anlamda sarı sendikalar faciasının giderek derinleştiği bir süreçte, inandığımız İşçi Sınıfı davası doğrultusunda Türkiye’deki devrimci anlamda sınıf sendikacılığını sahiplendik ve bunun mücadelesini vermeye çalışıyoruz. Birçok zorluklarımız var. Yani zaman zaman diğer sendikalar tarafından yalnız da bırakılsak, kaldı ki yalnız kalmamız da doğal, çünkü biz aynı zamanda sarı sendikacılığa karşı da birçok mücadele açmış bir sendikayız. Bu bakımdan da birçok sendika bizim mücadelemizden rahatsız olmakta. Onun da farkındayız. Varsın olsun, rahatsız olsunlar, onları rahatsız etmeye devam edeceğiz…

Dünya ölçeğinde de Türkiye’deki Devrimci Sınıf Hareketini temsil eden bir sendikayız

Sonuçta şunu da görüyoruz, Türkiye’deki İşçi Sınıfının da, birçok farklı işkollarındaki çalışan işçi kardeşlerimizin üzerinde de, Nakliyat-İş Sendikası’nın mücadelesinin önemli etkileri olduğunu da görüyoruz. Türkiye’deki sendikal mücadele açısından, Nakliyat-İş’in mücadelesinin büyük etki yarattığını da görüyoruz. Bu Dünyada birçok ülke tarafından görülüyor aslında.

Aynı zamanda farklı işkollarından diğer sarı sendikacıların ihanetlerine uğrayan işçiler, kendilerine ve gasp edilen haklarına sahip çıkılması konusunda sendikamıza başvuruyorlar. Ve o bakımdan da bizim onları sahiplenmemiz,  bizi daha etkili bir güç haline getirecek. Ona inanıyoruz.

Çünkü İşçi Sınıfının; sermaye sınıfının ve onların güdümünde olan siyasi iktidarların (mevcut siyasi iktidar da dahil olmak üzere) baskısıyla yıllardan beri yaşadığı ve geldiği durum ortada. O bakımdan da buna karşı gerçek anlamda İşçi Sınıfının çıkarları doğrultusunda mücadele veren sendikaları ve mücadeleyi de İşçi Sınıfımız görüyor. Biz önümüzdeki süreçte bunun, diğer sendikaların tabanında da bir etki yaratacağını da görüyoruz. Bazı işkollarında bu etkiyi görüyoruz.

Bu mücadelemiz; sarı sendikacılar tarafından, mevcut iktidar tarafından, sermaye sınıfı tarafından baskıyla da karşılaşsa, engellenmeye de çalışılsa, yılmadan, bıkmadan devam edecek. Biz bu mücadelede başaracağımıza inanıyoruz. Çünkü biz İşçi Sınıfının davasını temsil ediyoruz.

Biz Türkiye’de, Dünya Sendikalar Konfederasyonu’na ilk üye olan sendikayız. Ve o bakımdan da dünya ölçeğinde de Türkiye’deki Devrimci Sınıf Hareketini temsil eden bir sendikayız. Yani dünyadaki tüm ülkeler içerisindeki sınıf temelinde mücadele eden sendikalarla birlikte olmamız ve Türkiye’de de mevcut egemen sarı sendikacılığa karşı mücadelemiz, her türlü engellemeye rağmen, tüzük işleyişimizden mücadelemize, mücadele ilkelerine kadar her şeyiyle ortada.

O bakımdan tüm zorluklara karşı yani bir siyasi iktidarın, sermaye sınıfının, Parababalarının ve sarı sendikacıların her türlü engellemesine rağmen biz İşçi Sınıfının gerçek Sınıf Sendikacılığının, Devrimci Sendikacılığın bu süreçte daha etkili hale geleceğini göreceğiz. Yaşayarak göreceğiz. Bunun mücadelesi içindeyiz.

DSF sendikal mücadeleyi; sadece işçilerin ekonomik çıkarını sağlamak olarak görmüyor

Kurtuluş Yolu: Şunu da merak ediyorum Sayın Başkan. DSF sadece dar ekonomik talepler çerçevesinde bir araya gelmiş bir örgütlenme değil yani.

Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Evet.

Kurtuluş Yolu: Sadece ekonomik talepler çerçevesinde bir araya gelmedi. Bu Kongre’de de şöyle bir olay yaşandı. Bahreyn’in temsilcisi ile Lübnan’ın delegesi arasında Suudi Arabistan-Filistin meselesinden dolayı tartışma yaşandı.

Yani DSF’nin katılımcıları arasında sadece İşçi Sınıfı dayanışmasının haricinde böyle siyasi tartışmaların yürütüleceği bir platform da ya da bir birlik hedefi var mı? Ya da olması gerekir mi böyle? Yani bu sadece ekonomik mücadele değil siyasi mücadele için de bir tartışma ortamı yaratılabilir mi DSF içinde?

Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Şimdi şöyle bir şey var tabiî, DSF bir siyasi tartışma platformu değil. Yani olması da doğru değil. Ancak sonuçta DSF bir kitle örgütü aynı zamanda.  Ekonomik, Demokratik mücadele örgütü olmakla beraber sonuçta kitle örgütü.

Yani İşçi Sınıfının ideolojik anlamda İşçi Sınıfı mücadelesine, sendikal mücadeleye nasıl yaklaşması gerektiği konusunda farklı düşünceler de var. DSF’nin de doğal olarak homojen, her konuda aynı düşüncede olan bir birlik olması söz konusu değil.

O bakımdan da farklı ülkelerdeki sınıf hareketinin, sendikal hareketin, mücadelenin de kendine özgü farklılıkları var. Mesela Türkiye’deki bir sınıf hareketinin yani sendikal mücadelenin, Bahreyn’deki, Yemen’deki, Demokratik Kongo’daki ya da Portekiz’deki ya da İngiltere’dekinden farklılıkları var. Her ülkenin kendine özgü koşulları var.

O bakımdan DSF örneğin bazı konularda, ABD Emperyalizmine karşı mücadele konusunda, işte Avrupa Birliği Emperyalizmine karşı mücadele konusunda, Filistin Halkıyla dayanışma konusunda, Venezuela Halkıyla dayanışma konusunda, Küba’yla dayanışma konusunda, bu tür olaylarda kampanyalar yürüttü geçmişte.

Örneğin mültecilikle ilgili, emperyalizmin bölgesel savaşlarıyla ilgili, milyonlarca insanın mülteci durumuna düşürülmesiyle, göçmen duruma düşürülmesiyle ilgili, birçok sorunla karşı karşıya kalması konusunda da DSF kampanyalar yürüttü.

DSF sendikal mücadeleyi; sadece işçilerin ekonomik çıkarını sağlamak olarak görmüyor. Aynı zamanda da emperyalizme karşı da, sermaye sınıfına karşı da mücadelenin bir aracı olarak, ekonomik-demokratik alanda bir aracı olarak görüyor ve de bunu kampanyalarla gösteriyor.

Üye sendikalar arasında bazı konularda farklı düşünceler olabilir. Yani kitle örgütü olmasından kaynaklı olarak. Bu da bu alandaki mücadelenin doğasında var.

Bu mücadelede kazanan, Gerçek İşçi Sınıfı Sendikacılığı yapanlar olacak!

Bu mücadelede kazanan er geç İşçi Sınıfı olacak. Kazanan, Gerçek İşçi Sınıfı Sendikacılığı olacak!

Kurtuluş Yolu: Son olarak şunu söyleyeyim Başkanım; Kongre’den sonra önce Taksim’e gidildi, Kazancı Yokuşu’nda Anma yapıldı. 1977 1 Mayıs’ında katledilen devrimciler için. Sonra da Real Direnişi ziyaretine gidildi.

Türkiye’de sendikalar arasında Nakliyat-İş ve Birleşik Metal İş dışında Taksim’de ısrar eden, Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarının yapılması için mücadele veren başka sendika kalmadı. Yine Direniş konusunda da Nakliyat-İş kadar çok Direniş örgütleyen, Direniş yürüten bir sendika Türkiye’de yok. İşkolu olmamasına rağmen, özellikle dünkü ziyaret de o Direnişe yapıldı. Bu noktada, bu konuda ne düşünüyorsunuz? DİSK mesela orada da yoktu.

Ali Rıza Küçükosmanoğlu:  Tabiî DİSK’in oralarda olmasını beklemiyorum artık. Şu an DİSK, olması gereken yerde yani.

Şu an DİSK nerde?

İşte o konuda açıklama da yaptık. “Sosyal diyalog Türkiye’de nasıl geliştirilir?” Avrupa Birliği’nin projesine ve finanse ettiği, bakanlıklarla yapılan bir projeye DİSK katılıyor: “Sosyal diyalog nasıl geliştirilir?..”

Yani DİSK’in, aslında DİSK’in doğuşunun inkârı bu. Bu konuda biz açıklama da yaptık. Çünkü DİSK; sarı, işbirlikçi sendikacılığa karşı, Amerikancı sendikacılığa karşı alternatif olarak, kurulan bir konfederasyon. Şimdi “sosyal diyalog nasıl geliştirilir?” meselesi aslında, DİSK’le uzaktan yakından ilişkisi olmayan bir konu. Ama DİSK’in geldiği nokta o.

O bakımdan da biz şu anki DİSK yönetiminden bizim Kongremize gelmesini, Direniş yerini ziyarete gelmesini beklemiyoruz artık. Ama tabiî bulunduğu yeri de göstermesi bakımından önemli…

Niye önemli?

Çünkü bir sınıf mücadelesi var orada. 19 aya varan Real Market İşçilerinin sarı sendikacılığa karşı, yerli yabancı Parababalarının işçi düşmanlığına karşı vermiş olduğu bir mücadele var. Binlerce Makro Market İşçisinin konkordato sürecinde vermiş olduğu mücadele var.

O bakımdan DİSK şu anda, şu yönetimle tam da bulunduğu yerde. Yani elbette 1 Mayıs 1977’de katledilenlere, Taksim mücadelesine sahip çıkmak, bu mücadelenin tarihsel anlamda gerçek devamcısı olan bizlere düşüyor. Yani Nakliyat-İş Sendikası’na düşüyor, bu konuda Birleşik Metal İş Sendikası da bizimle birlikte hareket ediyor.

İşte Real Market Direnişi de aylardan beri devam eden bir Direniş. Real Market Direnişi sarı sendikacılığa karşı, sarı sendikacılık olarak adlandırdığımız anlayışa karşı mücadele ediyor. Bunun bir ayağında işçilerin üye olduğu Tez-Koop-İş Sendikası var, bir diğer ayağında Metro Market’te örgütlenen Sosyal-İş Sendikası var. Sosyal-İş Sendikası da DİSK’e üye bir sendika. Onun da yapmış olduğu sendikacılık; sarı sendikacılık.

Niye sarı sendikacı diyoruz?

Çünkü yapmış olduğu bir açıklama var; bu konuda Metro’nun sorumluluğu yoktur, Metro’nun itibarı zedeleniyor, diye bir açıklaması var.

Yani Sosyal-İş Sendikası gerçek anlamda DİSK’e yaraşır bir sendika olacaksa o açıklama ile ilgili bir özeleştiri vermesi gerekir.

Ama mevcut DİSK yönetimi, hakları için mücadele eden Real İşçilerinin yanında değil de o safta yer alıyor, diğer konfederasyonlarla, sendikalarla beraber…

Yani o bakımdan elbette biz Genel Kurul’umuzu yaptıktan sonra, dünyanın 5 Kıtasından gelen; Nepal’den, Ekvador’dan, Panama’dan, Kongo’dan, Kenya’dan, İran’dan, Hindistan’dan, Fransa’dan, Filistin’den gelen delegasyonla, 1 Mayıs Katliamı Şehitlerini Anmak için Taksim’de Kazancı Yokuşu’na gittik. Devamında da aylardan beri direnen Real Market İşçileri ile beraber olduk.

Gerçekten tüm katılımcılar açısından da önemli ziyaretler oldu. Dayanışmada bulundular. Gittikleri yerlerde Media Markt ve Metro Gross Market’in bulunduğu yerlerde de dayanışma için eylemler yapacaklarını söylediler.

Bu bakımdan burada, biraz önce söylediğim gibi, şu anda bize karşı mücadele eden güçler, karşımıza aldığımız güçler çok gibi görünüyor. Biz az gibi görünsek de biz milyonların çıkarını temsil ediyoruz. Onu biliyoruz. Onun farkındayız.

O bakımdan da bu mücadelede kazanan er geç İşçi Sınıfı olacak. Kazanan, Gerçek İşçi Sınıfı Sendikacılığı, sermayenin ücretli köleliğinin ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir sendikal mücadele, bir sendikal anlayış olacak.

Çünkü sermaye sınıfının egemenliğinin ortadan kaldırılmasını amaçlamayan sendikal hareketler, sendikal yapılanmalar, kaçınılmaz olarak düzen örgütü konumuna düşmektedir. Yani bunun başka bir anlamı yok. Sermaye sınıfının egemenliğini ortadan kaldırmayı amaçlamayan bir sendikal mücadele anlayışına, sadece ekonomik taleplerle yola çıkan bir sendikal anlayışa sahip olan örgütler kaçınılmaz olarak düzen örgütü durumuna düşecektir.

O bakımdan da bizim bu anlayışa karşı da, uluslararası tekellerin, emperyalizmin, yerli yabancı Parababalarının ekonomik siyasi zulümlerine karşı da mücadelemiz kazanana kadar devam edecektir.