Bu adamlar (Tayyip ve adamları) bizimle-halkımızla kafa buluyor…

05.12.2018
19
A+
A-
Bu adamlar (Tayyip ve adamları) bizimle-halkımızla kafa buluyor…

M. Gürdal Çıngı

Ama gerçekten kafa buluyorlar. Yaptıkları değerlendirmeler başka anlama gelmiyor, Türkçe anlamı bakımından. Nereden, nasıl, hangi açıdan, hangi yönden, hangi noktadan bakarsanız bakın, sözcüğün tam anlamıyla kafa buluyorlar.

Enflasyon rakamları, Damadın yalanları ve gerçekler…

5 Kasım tarihli Hürriyet Gazetesi’nde muhabir Şebnem Turhan’ın, 1’inci sayfada Ekim ayı enflasyon rakamlarıyla ilgili haberi var. Bu rakamlar karşısında, Maliye ve Hazine Bakanı Damat Berat Albayrak aynen şöyle diyor:

Eylül ayı en zor ayımız olacaktı. Sonrasında yolunu bulacaktı demiştik zaten. Eylül’de fahiş bir fiyatlama algısı ortaya çıktı ve bunun enflasyona yansıdığını gördük. Makro datalar gayet doğru bir istikamette olduğumuzu gösteriyor. Kur ve maliyetlerde düşüşü görmeye başladık, Ekim’de enflasyonun ciddi olarak yavaşladığını gösteriyor.”

Bu sözlerden ne anlaşılıyor doğal olarak?

Ekim ayında enflasyon rakamlarının “ciddi olarak yavaşladığı”.

Oysa gerçek ne?

Enflasyon rakamlarının yükselişe devam ettiği…

Haberin1’inci sayfadaki ana başlığı da zaten bunu söylüyor:

Enflasyonun zirve koşusu sürüyor”

Enflasyondaki yükseliş ekim ayında da devam etti. Aylık yüzde 2.67 artan tüketici enflasyonu yıllık yüzde 25.24’e ulaştı.

ALBAYRAK: TREND OLUMLU

Üretici enflasyonu ise yıllık yüzde 40.01’e çıktı. Enflasyonla Mücadele Programı’nın etkisi ekimde görülmezken, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak artışı şöyle değerlendirdi: “2018’in ekim ayı 2017’nin ekim ayına yakın. Kasım ve aralık ayında fiyatlama davranışları normalleşecek. Trend gayet olumlu.” (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/yillik-enflasyon-yuzde-25-24-oldu-41008695)

Rakamlar net. Açık. Üretici ve Tüketici Enflasyonundaki yükseliş, artarak devam ediyor. Bu gerçekler karşısında, somut rakamlar karşısında Hazine ve Maliye Bakanı Damat Berat Albayrak ne diyor, görüyorsunuz:

Trend gayet olumlu.”

Aynen böyle diyor. Hiç utanmadan, sıkılmadan…

Ve devam ediyor somut gerçekleri tersyüz etmeye.

Ekim’de enflasyonun ciddi olarak yavaşladığını gösteriyor”muş rakamlar.

Bu nasıl bir yalandır göz göre göre… Gördük. Okuduk. Rakamlar artışı gösteriyor; “ciddi olarak yavaşladığını”, değil. Biliyoruz. Yaşıyoruz her gün.

Peki öyleyse, “Ekim’de enflasyon ciddi olarak yavaşladı” idiyse Tüketici Enflasyonu (TÜFE) Ekim ayında niye 2.67’yle beklentilerin üstüne çıktı? TÜFE niye 2003 yılından bu yana en yüksek orana, yüzde 25.24’e fırladı? Üretici Enflasyonu (ÜFE) niye yüzde 40.01’e çıktı? Niye “rekor” kırdı?.. Niye?.. Niye?..

Enflasyondaki yükseliş sürüyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ekimde aylık tüketici enflasyonu (TÜFE) yüzde 2 seviyelerinde olan beklentilerin aksine yüzde 2.67 arttı. Yıllık enflasyon ise yüzde 25.24’e çıktı. Yıllık enflasyon verisi Ağustos 2003’ten beri görülen en yüksek seviye. Yani yine 15 yılın zirvesine yükseldi. 9 Ekim’de başlayan ‘Enflasyonla Topyekün Mücadele Programı’ ile hızlanan yüzde 10 indirim kampanyaları ekim ayı enflasyonunda etkisiz kaldı. Ekimde enflasyon artışını gıda, giyim ve ayakkabı, konut ile ev eşyası grubundaki zamlar hızlandırdı. Gıdada domates, giyim ve ayakkabıda yeni sezon fiyatları, konutta elektrik ve doğalgaz zamları ile ev eşyası grubunda beyaz eşya fiyatlarındaki yükseliş enflasyona rekoru getirdi.” (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/gozler-kasimda-41009720)

Nedir bu rakamlar? Kimin rakamlarıdır?

Sizin TÜİK’inizin. Resmi rakamlar üstelik bunlar. Her türlü oynama yapılmış rakamlar. Asla gerçeği ifade etmeyen rakamlar. Çık çarşıya pazara, gör rakamların gerçekte yüzde 2.67 mi, yoksa çok daha yüksek olduğunu mu…

Üstelik; “Enflasyonda en kötüsü geride kaldı mı?”, diye başlık atan Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Erdal Sağlam şöyle devam ediyor:

Kurlardaki düşüşün etkisiyle geçen ay sonunda yüzde 46.15’e kadar çıkan yıllık üretici fiyat endeksi artışı ise ekim sonunda yüzde 45.01’e düştü. Hala üretici ile tüketici fiyat artışları arasında 20 puanlık fark olduğu, bunun tüketici fiyatlarına yansımasının eninde sonunda gerçekleşeceğini de unutmamak gerekiyor.”

(http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/erdal-saglam/enflasyonda-en-kotusu-geride-kaldi-mi-41009715)

Merkez Bankası da, yıl başında yüzde 7.9 olarak belirlediği 2018 enflasyon oranını 1 Kasım tarihi itibarıyla 23.5’e yükseltti.

Ve bilim insanları, enflasyonun yılsonunda resmi rakamlarla yüzde 30’u bulacağını düşünüyorlar bu rakamlar karşısında…

Hayvan varlığımız” arttı mı, azaldı mı?

 Damat böyle konuşuyor, Kayınbabası Reis ise aklımızla dalga geçiyor bir kez daha:

Ucuz ette kararlıyız

Et fiyatlarına değinen Erdoğan, “Büyükbaş hayvan varlığımız 9,9 milyon adetten 16 milyon, küçükbaş hayvan varlığımız ise 32 milyon adetten 44 milyon adedin üzerine çıktı. İnşallah kısa bir zamanda artık hayvan ithaline de ihtiyacımız olmayacak. Bütün bunlara rağmen, halen ülkemizde et fiyatlarının yüksek seyretmesinin genel refah seviyemizin artması sebebiyle talepte yaşanan yükselişle ilgili olduğunu düşünüyorum. Ama biz bu fiyatları bir defa şöyle rantabl seviyeye düşürmek için gerekirse cari açığı bile düşünmeden ithale gider ve piyasayı biz balans ederiz. Çünkü vatandaşımıza ucuz et, kıyma, kuşbaşı yedirmekte kararlıyız” dedi.” (https://www.yenisafak.com/gundem/emperyal-dunyaistemiyoruz-3407049)

Yahu arkadaş, bunlarda hiç doğruyu söyleme diye bir şey yok mu? İlla yalan söylemek zorunda mısınız be birader!

Et fiyatlarının yükselişinin nedeni; “genel refah seviyemizin artması sebebiyle talepte yaşanan yükselişle ilgili”ymiş(!)

Yani halkımız bol bol et yediği için et fiyatları yükseliyormuş(!)

Allah’ım aklımıza mukayyet ol! Sen bizi yalancının şerrinden koru!

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Yıllık Kişi Başı Et Tüketimimizin 15 kg olduğunu söylüyor, 8 Kasım tarihinde.

Bu rakamın içinde aylık on binlerce lira geliri olanla, asgari ücretin bile altında rakamlarla yaşamaya çalışan halkımız var. Yani en alttaki on milyonlarca insanımız, bırakalım Yıllık Kişi Başı 15 kg et tüketmeyi, Hane Halkı olarak bile bu kadar eti tüketemiyor bir yıl boyunca. Et yiyemeyen çok insanımız var ülkemizde.

Öbür yanda bir avuç Modern ve Antika Parababası ve onların adamları Allah bilsin Kişi Başı Yıllık kaç 15 kg et tüketiyorlardır…

Düşünün bir, Koç’ları, Sabancı’ları, Doğuş’ları, Boyner’leri, Karamehmet’leri, Zorlu’ları, Cengiz’leri, Kolin’leri, Kalyon’ları, Limak’ları Albayrak’ları, Nurol’ları vb.lerini…

Dünyada Kişi Başı Et Tüketimi ne kadardır derseniz, ABD’de 125 kg, Avustralya 110 kg, Fransa 101 kg, İngiltere 80 kg.

Bir yalan daha var bu haberin içinde. O da hayvan varlığımızla ilgili olanı. Evet, 2002 yılından bu yana olan hayvan varlığımızı göz önüne alırsak rakam doğru. Artmış. Ama ya 2002’den önceki hayvan varlığımız ne kadar?

İşte hayvan varlığımızla ilgili gerçekler ve gerçek rakamlar bunlar. Tablo 1 ve 2’den de gördüğümüz gibi, 1935-1965 hatta 1965-1980 arası bile hayvan varlığımızda artış var. Üstelik de Kurtuluş Savaşı’ndan çıkılmış, ardından İkinci Emperyalist Evren Paylaşım Savaşı yaşanmış ama buna rağmen hayvan varlığımız artmış.

Oysa özellikle 1980’den sonra, 12 Eylül Faşist Darbesiyle ve Özal’lı yıllar boyunca önce hızla düşürmüşler hayvan varlığımızı, sonra yükseltmiş görünüyorlar. Ama buna rağmen, hayvan varlığımız eski rakamı bile bulamamış.

O zaman nüfusumuz 44 küsur milyon. Yıl olmuş 2018. Nüfus olmuş 81 milyon, sen üstelik de manda sayısı dahil 16 milyon büyükbaş hayvan varlığına sahipsin. Artış bunun neresinde? Nerede burada başarı? Nerede burada hayvancılığı geliştirme?..

Önce 1935-1965 döneminin hakkını teslim edelim (Tablo 1). Eğer herhangi bir dönem için “Hayvan varlığımızda ciddi artışlar yaşanmıştır.” cümlesi kurulacaksa o dönem, işte bu dönemdir.

1961-1980 dönemi de fena sayılmaz (Tablo 2). Sığır sayısı, yavaş da olsa artmaya devam etmiş. Koyun sayısındaki artış çok belirgin. Keçi sayımız ise belirgin şekilde düşmüş. Genele baktığımda dönemi şöyle değerlendiriyorum: Duraklama döneminin ayak sesleri duyuluyor.

1980-1990 ve 1990-2000 dönemlerinin rakamlarına baktığımda yüreğim sızladı. Sığır, manda, koyun ve keçi varlığımız çok hızlı bir şekilde azalmış. Toplam hayvan varlığımız önce 64.801.000’den 55.589.000’e, sonra da 38.030.000’a düşmüş. Yirmi yıl içindeki düşüş oranı yüzde 41,31.

1980-2000 döneminde hayvan sayımızdaki düşüş hızla devam ederken nüfusumuz hızla artmış: 44.736.957’den 67.803.927’e çıkmış. Artış oranı yüzde 51,56.

Düşüş 2001 ve 2002 yıllarında da devam etmiş.”

(Ali Osman Mola, http://bilimdili.com/toplum/yasam/hayvan-varligimizda-ciddi-artislar-yasandi-mi/)

Üstelik bilim ve teknolojideki olağanüstü gelişmelere rağmen sen hayvan varlığını büyütmek, geliştirmek yerine gerçekte geriletmişsin. Tablolar ortada. Rakamları tek tek yorumlamayalım zaman kaybetmemek için. Okuyan herkesin gördüğü gerçekler bunlar. Sen ondan sonra kalkıyorsun, hayvan varlığımızı artırdık, buna rağmen halkımız bol bol et yediği için etlerimiz yetişmiyor, et fiyatları o yüzden artıyor yalanını söyleyebiliyorsun…

Ne diyelim size? Allah ıslah eder mi sizi?

Sanmayız…

İkinci yalan da “hayvan varlığımız” sözcüklerinde. 2000 ve öncesi dönemde hayvanlar bizim ülkemizde yetişenlermiş. Oysa şimdikiler yabancı. İthal hayvan. Yerli ırklar yok edilmiş. Yok edilme noktasına gelinmiş. Habire ithalat yaparak, bir yandan döviz varlığımızı azaltıyoruz, bir yandan yabancı hayvan tekellerinin kârlarına kâr katıyoruz. Bunun neresi gerçek tüccarlık? Böyle tüccarlık olur mu hiç?

Yerli ırkların et ve süt verimini artırmak için, üstün verimli ırklardan getirerek döllenme yapılabilir, melez ırklar yetiştirilebilir. Bu amaçla ithalat da yapılabilir. Olabilir. Ama bu, yerli hayvancılığı öldürerek, tamamen dışa bağımlı bir hayvancılık politikası izleyerek olmaz. Yapılacak ithalat, yerli üretimi çoğaltmak amacıyla olmalı…

Meralarımız, hayvan varlığımızın kaba yem ihtiyacını karşılayacak düzeyde değildir. Hayvancılığı gelişmiş ülkelerde kaba yem ihtiyacının % 80-90’ı çayır meralardan karşılanırken, ülkemizde bu oran nadas alanları dahil % 38’dir. Ülkemizde mera alanlarının azalmasının başlıca nedenleri, bu alanların işlemeli tarıma açılmasının yanı sıra erken ve aşırı, başka bir deyişle kontrolsüz ve bilinçsiz otlatmadır.” (http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=29946&tipi=17&sube=0 adresinden aldık)

Çayır ve Meraları azalt. 40 milyon hektardan 12 milyon hektara düşür. Aşırı ve düzensiz otlatma sonucu mera arazilerini ağır tahribata uğratarak fakirleştir, verimliliğini kaybettir ve büyük ölçüde erozyona maruz bırak.

Tarım da yok edildi bildiğimiz gibi. Buğday, arpa vb. ekilmeyince saman da olmuyor tabiî ki. Sonra ihtiyacı karşılamak için samanı bile ithal et.

Ondan sonra da çık; “İnşallah kısa bir zamanda artık hayvan ithaline de ihtiyacımız olmayacak.”, de!

Her şeyimiz ithal be!

Binlercesini en sağlıksız ortamlarda, kendi dışkılarını yedirerek gemilerle ithal etmiyor muyuz?

Sadece canlı hayvan mı ithal ediyoruz?

Hayır!

Karkas et” yani kesilmiş hayvanların etlerini ithal etmiyor muyuz? Bu etler şarbonlu çıkmadı mı? Veterinerlerimizin görevlerini yapmasını sen engellemedin mi? Bu ithal karkas etler ve canlı hayvanlar kontrol edilmeden ithal edilmedi mi senin hükümetin tarafından?..

Kayınbaba-Damat yalanlara devam…

Damat diyor ki:

Araba çalışıyor yola devam!

(…)

(…) Enflasyon ile mücadeleye destek sağlamak amacıyla hükümet olarak biz de bir dizi ÖTV ve KDV indirimi ile ilgili adımlar açıkladık. Güçlü bütçe disiplini kararlılığımızı aynen koruduğumuzun altını bir kez daha çiziyorum. Popülizm yok. Araba çalışıyor, devam edecek” açıklamasını yaptı.” (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/araba-calisiyor-yola-devam-41013332)

Hatırlayacağımız gibi, Reis de güya “araba” muhabbeti(!) yapmıştı Mecliste gazetecilere geçen ay. “Merhabalar. Nasıl gidiyor arabalar?” diyerek…

Biz de gazetemizin geçen 129’uncu sayısında bu durumu eleştirmiş ve Tayyip’in halkımızla nasıl kafa bulduğunu, mecazi anlamda değil, gerçek anlamda arabaların gitmediğini, otomotiv sektöründe büyük bir kayıp olduğunu rakamlarla ortaya koymuştuk.

İşte damat da Kayınbabasına öykünerek aynı şakayı yapıyor güya; “Araba çalışıyor, devam edecek”, diyerek…

Biz, geçen söylediğimizi şimdi de söyleyelim.

Arabalar gitmiyor Bay Damat! Arabalar gitmiyor!

Otomotiv satışında kriz rakamları…

Sana/Size de bir kez daha gösterelim ki, “araba çalış”mıyor. Bak, rakamlar ortada. Ve gerçekler bunlar. Yine Reis’inizin ekonomik kriz için söylediği gibi, “Manipülasyon” falan da değil ha, somut rakamlar!

Hürriyet Gazetesi yazarı Emre Özpeynirci’nin 2 Kasım tarihli haberine göre:

Otomobil ve hafif ticari araç satışlarında eylülde yaşanan yüzde 68’lik düşüşün ardından ekimde daralma artarak yüzde 77’ye ulaştı.” (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/iste-otv-ve-kdv-desteginin-sebebi-41007076)

Yine Emre Özpeynirci’nin 12 Kasım tarihli haberine göre de:

Haziran ayından itibaren büyük kayıplar yaşayan, eylül ve ekim aylarında ise tamamen dibe vuran otomotiv sektörü”, şimdi ÖTV ve KDV indirimi ile canlanıyormuş. “Otomobile Hücum” varmış…

Bunu önümüzdeki ayların rakamıyla göreceğiz. Ama şimdi gördüğümüz ne?

Dibe vuran otomotiv sektörü” yani gitmeyen arabalar… Satılmayan arabalar…

(Ayrıntılı rakamlar için şu internet adresine bakabilirsin Damat:

(http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/otomobile-hucum-41016027)

Otomotiv üretiminde kriz rakamları…

Ya tüketim yani satışlar böyle de acaba üretimde durum ne derseniz orası da kötü tabiî ki kaçınılmaz olarak. Satış olmayınca elbette üretimde de daralma yaşanacaktır. Öyle olduğu da görülüyor nihayetinde…

13 Kasım tarihli Emre Özpeynirci’nin haberinden görelim bu durumu:

Tedbirler olmasa üretim de zordaydı

Ekim ayında toplam pazarda yaşanan yüzde 76’lık daralma, ihracattaki yüzde 7’lik artışa rağmen otomotiv üretimini de vurdu. Ekim ayında toplam otomotiv üretimi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 16 düşerek 131 bin 231 adede gerilerken, ocak-ekim döneminde yaşanan toplam kayıp ise yüzde 6’ya ulaştı. Bu da 1 Kasım’dan itibaren devreye giren tedbirlerin önemini bir kez daha ortaya koydu.

OTOMOTİV Sanayii Derneği (OSD), 2018 yılı ocak-ekim dönemine ait üretim, ihracat adetleri ile pazar verilerini açıkladı. OSD’nin raporu son dönemde devreye giren tedbirlerin (matrah artışı, vergi indirimi) önemini üretim cephesinde de ortaya koydu. (…) Ekim ayında ağır ticari araçlar da dahil edildiğinde toplam pazar yüzde 76 düşerek 22 bin 315 adede gerilerken, pazarın 10 aylık kaybı ise yüzde 32’lik gerilemeyle 502 bin 156 adede indi. Yetkililer, tedbirler alınmasa iç pazardaki daralmaya bağlı otomotiv üretimindeki kaybın yüzde 30’lara ulaşabileceğini belirtiyor.”

(http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/tedbirler-olmasa-uretim-de-zordaydi-41017178)

İşte durumlar böyle. Üretilmiyor arabalar, satılmıyor arabalar, trafiğe çıkmıyor arabalar yani kısacası gitmiyor arabalar…

Vurgun ve talan ekonomisinin batakları: Köprüler ve Tüneller…

Geçmeyen araçlar için 3.7 milyar TL’lik kaynak”

İşte bir somut gerçek daha!

Köprülerden ve Tünelden “geçmeyen araçlar için” devlet yani biz, yani halkımız habire dolar üzerinden yerli-yabancı Parababalarına kaynak aktarıyoruz. Aktarmaya da devam edeceğiz.

Geçmeyen aracın parasını niye mi ödüyoruz?

E, çünkü yerli yabancı Parababalarına garanti verdi Tayyipgiller, köprülerden ve tünelden şu kadar araç geçecek. Eğer geçmezse üstünü ben size vereceğim, dedi. Sözleşmeler böyle yapıldı. Dolayısıyla eli mahkum… Başka türlü davranamaz. Ki kendileri de komisyonlarını aldılar tabiî ki…

Okuyalım Hürriyet Gazetesi’nden Eray Görgülü’nün, 7 Kasım tarihli haberinden:

Yap-işlet-devret (YİD) modeliyle inşa edilen köprü ve otoyollar için geçen yıl işletmeci firmalara, 2 milyar TL’nin üzerinde ödeme yapılırken, bu yıl iki otoyol ve bir tünelin garantili geçiş ödemesi için 3.7 milyar TL kaynak ayrıldı.

ULAŞTIRMA ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, bakanlığının 2019 yılı bütçe görüşmeleri sırasında milletvekillerinin sorularını yanıtladı. YİD modeliyle inşa edilen köprü, otoyol ve tünellerde hazine garantili ödemelere ilişkin bilgi veren Turhan, 2019 yılı bütçesinden Kuzey Marmara Otoyolu ile Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu için ödenecek toplam Hazine garantisi ödenek teklifinin 3 milyar 550 milyon lira olduğunu açıkladı.

Avrasya Tüneli için de 2019 yılı bütçesinde 167 milyon TL hazine garantisi ödenek öngörüldüğünü belirten Turhan’ın verdiği bilgiye göre, bakanlığın 2019 yılı bütçesinden iki otoyol ve bir tünel için ayırdığı hazine garantisinin toplamı 3 milyar 717 milyon TL’yi buldu. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne ilişkin de bilgi veren Turhan, köprü için 2017 yılında garanti edilen gelirin KDV hariç 2.4 milyar TL olduğunu belirterek, “Elde edilen gelir, 733 milyon 80 bin 391 liradır. Ödenen garanti gelir 1.7 milyar TL’dir” dedi.

HEDEFLER TUTMAMIŞTI

15 yılda Kamu-Özel İşbirliği kapsamında yapılan yatırımların toplam tutarı 131 milyar TL’yi bulurken, bu kapsamda inşa edilen Osmangazi Köprüsü’nde yıllık 14.6 milyon araç geçişi garanti edilmiş, geçiş yapmayan 6 milyon araç için hazineden 1.4 milyar TL ödeme yapılmıştı. Avrasya Tüneli için de 2017 yılında 25.6 milyon araç geçişi garanti edilirken, geçmeyen 15.6 milyon araç için 123 milyon TL ödenmişti. Yavuz Sultan Selim Köprüsü için de, yıllık 49 milyon araç geçişi garanti edilmişti. Bu rakam 15 milyonda kalırken, hazineden 1.7 milyar TL ödeme yapıldı.” (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/gecmeyen-araclar-icin-3-7-milyar-tllik-kaynak-41010947)

Alıntımız uzun oldu ama vurgunun boyutunu netçe, somutça görebilmemiz için gerekliydi.

Dünyanın başka hiçbir ülkesinde böyle bir anlaşma yapılmaz. Yapılamaz!

Halkın gelirlerinden elde edilen devlet bütçesi, böylesine vurgun amaçlı kullanılamaz. Böylesine “yağma Hasan’ın böreği” hiçbir devlette bulunmaz.

Hiçbir iktidar, böylesine büyük kara delikler yaratmayı göze alamaz ekonomisinde.

Sonuç olarak:

İşte Tayyipgiller! İşte Türkiye ekonomisi!

Kaşıkçı cinayeti ve Tayyip’in adamının söyledikleri…

Yazımızın başlangıcında dedik ya, Tayyip ve adamları bizimle kafa buluyor, diye. Gerçekten öyle. Bakın size geçen ayın en güncel olayından, Kaşıkçı cinayetinden bir örnek vermek istiyoruz.

Okuyunca Tayyip’in adamının söylediklerini, insan neye uğradığını şaşırıyor. Bir yandan öfkeden kan beynine sıçrıyor, diğer yandan bu kadar da nasıl yalan söyleyebilir bir insan diye acıma ve üzüntü duyuyor, insanlığın düşürüldüğü duruma…

Asitle yok edildi’ konuşmaları var

CUMHURBAŞKANI Yardımcısı Fuat Oktay, Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili “Emri kim vermiştir? Bunun cevabını arıyoruz” dedi.

AA Editör Masası’nda gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Oktay, Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim günü Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmesine ilişkin şunları kaydetti: “Türkiye sınırları içerisinde hiç kimsenin hiçbir şekilde böyle bir cinayete veya buna benzer herhangi bir şeye kalkışamayacağı, kalkıştığı zaman da bunun bir bedeli olacağı, bu bedeli ödeyeceği, kim olursa olsun… Türkiye, bu mesajı vermiştir. Türkiye, sınırları içinde hiç kimsenin hiçbir şekilde operasyon çekemeyeceği mesajını vermiştir. Topraklarımızda işlenen cinayetin emrini kim vermiştir? Bunun cevabını arıyoruz. Asitle yok edildi konuşmaları var, tüm bunların aydınlatılması gerekiyor.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/asitle-yok-edildi-konusmalari-var-41009713)

Haber, 6 Kasım tarihli Hürriyet Gazetesi’nden.

Kanımız beynimize sıçradı bu haberi okuyunca. Öfkeden tir tir titredik. Adamın söylediklerine bakın yahu:

Türkiye sınırları içerisinde hiç kimsenin hiçbir şekilde böyle bir cinayete veya buna benzer herhangi bir şeye kalkışamayacağı, kalkıştığı zaman da bunun bir bedeli olacağı, bu bedeli ödeyeceği, kim olursa olsun… Türkiye, bu mesajı vermiştir. Türkiye, sınırları içinde hiç kimsenin hiçbir şekilde operasyon çekemeyeceği mesajını vermiştir.”

Kime, ne bedel ödeteceksiniz? Kime, neyin “mesajını” verdiniz, siz…

Adamlar bal gibi ya da zehir gibi; “Türkiye sınırları içinde”, alçakça, canice, canavarca, insanın aklının almayacağı bir şekilde, üstelik de senin de söylediğin gibi, “Asitle yok ed”erek katlettiler bir insanı. Göstere göstere özel uçaklarla geldiler, hem de bir değil, iki değil, 15 kişi birden geldi. Gizlenme gereği duymadılar. Kameralar var, ne yapalım, endişesi taşımadılar. Otellerde kaldılar. Katlettiler ve ellerini kollarını sallayarak geçip gittiler ülkelerine.

Sizse; Hukuk dediniz, guguk dediniz, Viyana Sözleşmesi dediniz…

Şimdi sözde tutuklular kendi ülkelerinde. Güya da 5’i için idam cezası istemiş Suudi Savcı. Ama gazete haberlerine göre, Şeriat yasalarına göre “Kan Parası” ödenecekmiş ailesine ve olay kapatılacakmış…

Gerçek bu! Bunun ötesinde bir gerçek yok!

Daha neyi konuşuyorsun sen? Hangi yüzle konuşuyorsun?..

İnsanda, insanlık olacak…

Vicdan olacak… Ahlâk olacak… Namus olacak…

Sınıf temelleri bozuk bunların… Karakterleri bozuk… Alma-satma üzerine inşa edilmiştir kişilikleri. Başka bir şey bilmezler. Başka bir değer taşımazlar. Ahlâkmış, vicdanmış, insanlıkmış, gerçeklermiş… geçin bir kalem bunları, bu insan denilemeyecek dördüncü tür varlıklardan.

Bunlar; Antika Tefeci-Bezirgân Sınıfın siyasi plandaki temsilcileri. Yedi bin yıldır bu topraklarda hüküm sürüyorlar. Ve bildikleri tek bir değer var: Vurgun. Talan. Mal küpleme… Alma-satma. Aracılık yapma…

Ve bunları yapabilmek için de; insanları Allah’la aldatma…

Bunlar, artık iflah olmazlar. Bunlar için elden hiçbir şey gelmez. Değişmez bunlar. Değişemezler. Çünkü genlerine kodlanmış bu halk düşmanı nitelikler.

Bunları ancak toprak ıslah eder. O da kabul ederse…

Yazık! Acı!

Değer mi dünya malı için! Değer mi makam için, koltuk için!..

Ama Kur’an’da Hz. Muhammed boşuna söylemiyor: “Şüphesiz ki insan çok zalimdir” diye.

İşte Kur’an’ın söylediği o çok zalimler, bunlardır!

Bunlar,

Engerekler ve çıyanlardır,

Bunlar,

Aşımıza, ekmeğimize

Göz koyanlardır,

Tanı bunları,

Tanı da büyü…

Böyle söylüyor Ozan’ımız Ahmed Arif!

Ve diyor ki bizlere;

Bu, namustur

Künyemize kazınmış,

Bu da sabır,

Ağulardan süzülmüş.

Sarıl bunlara

Sarıl da büyü…

Ve biz; sabırlıca mücadele ederek, bu zalimlerin dünyasını, bu sınıflı toplum dünyasını yok edeceğiz.

İnsanın insana kulluk etmediği, insanın insanı ezmediği, zulmetmediği ve gerçek bir aile gibi yaşadığı Demokratik Halk İktidarını kuracağız.