Genel-İş İstanbul Anadolu Yakası 1 nolu şubenin 8’inci Genel Kurulunda Kastaş temsilcisi Murat Aktemur’un yaptığı konuşma

10.03.2019
A+
A-
Genel-İş İstanbul Anadolu Yakası 1 nolu şubenin 8’inci Genel Kurulunda Kastaş temsilcisi Murat Aktemur’un yaptığı konuşma

Sayın Divan, Değerli Konuklar ve Mücadele Arkadaşlarım

Hepinizi Sevgi, Saygı ve İşçi Sınıfı Mücadelesine Olan İnancımla Selamlıyorum.

Bu güzelim dünyamızda ve ülkemizde Parababaları insana düşman, hayvana düşman, doğaya düşman.

Başta dünya halklarının baş düşmanı kanlı zalim ABD Emperyalistleri gelmek üzere, Emperyalistler İnsanlığa büyük acılar çektiriyorlar. Yanıbaşımızda Ortadoğu kan gölüne dönüşmüş durumda. Ulusal Kurtuluş savaşımızın önderi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından yedi düvele karşı savaşarak yenilgiye ugrattığımız Emperyalistler ve yerli işbirlikçileri, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olan Yeni Sevr ile yeniden ülkemizi bölüp parçalamaya hazırlanıyor.

Dünyamızı yaşanmaz hale getiren emperyalistler ve yerli işbirlikçileri olan AKP iktidarı uyguladıkları işçi ve halk düşmanı politikalarla, işgücünü satarak yaşayan biz işçileri daha derinden etkiliyor. Kölece çalışma koşullarına ve sefalet ücreti dediğimiz  Asgari Ücrete mahkum ediyor bizleri. Kıdem tazminatlarımıza göz dikiliyor. Anti demokratik yasalarla İşçi Sınıfımız sendikasız, iş güvencesi olmadan, kadrosuz çalışmaya zorlanıyor. Yani İşçi Sınıfımızın bütün kazanılmış hakları bir bir elinden alınıyor.

Yıllardır taşeron cehennemi dediğimiz koşularda sendikasız, örgütsüz, hiçbir iş güvencesi olmadan çalışan bizler için acılar katmerlenerek  devam ediyor.

Bu tespitlerden hareketle sendikamızda yaşanan Genel Kurul sürecini değerlendirmek istiyorum. Siz değerli arkadaşlarımın doğru sınıfsal bakış acısıyla bu Genel Kurula ve bizi bugüne getiren sürece bakmasını sağlamayı kendime bir görev biliyorum.

Bizler 2015 yılında Kadıköy/Altaş olarak taşımacılık işkoluna girdiğimiz için Nakliyat-İş Sendikası’nda örgütlendik. Bu örgütlenme süreci içerisinde her türlü baskı ve tehditle karşı karşıya kaldık. Sendikalaşma hakkımızın engellenmesine yönelik, taşeron şirket yönetici ve işvereninin tehditleriyle karşılaştık. Sendikadan istifa etmemiz için e-devlet şifrelerimizi zorla almaya çalışarak, her türlü baskıyı yaptılar. Bizlerse Nakliyat-İş Sendikamızın öncülüğünde bütün bu engellemelere ragmen  yılmadan, kararlıca mücadeleye devam ettik. Gece gündüz Nakliyat-İş Genel Başkanı ve Yöneticileriyle birlikte işçi arkadaşlarımızı sendikaya üye yapmak için sokak sokak dolaşıp örgütlendik. Gece çöp dökme alanlarına gittik, arkadaşlarımızı bilgilendirip bilinçlendirmeyeçalıştık.

Bütün bu baskı ve tehditlere göğüs gerdik. Örgütlülüğümüzü engelleyemeyince öncü arkadaşlarımızı işten attılar, yıldırmak için farklı yerlere sürdüler. Bunlara rağmen örgütlülüğümüze ve mücadelemize, işten atılan arkadaşlarımıza sahip çıkarak geri adım atmadan devam ettik. Bizi bugüne kadar hiç yalnız bırakmayan ve bize sonuna kadar sahip çıkan Nakliyat-İş Sendikası ile bu birlik ve beraberliği, örgütlülüğümüzü bugüne getirdik.

KHK ile tüm yerel yönetimlerdeki  taşeron işlerinin genel hizmetler işkoluna geçirilmesiyle beraber Nakliyat-İş Sendikamızın önerisiyle, birlikte karar alarak Genel-İş Sendikası’na geçtik. Yalnız bu süreçte belirtmem gerekir ki, Kadıköy’de yıllardır örgütlü olan Genel-İş Sendikamızdan yeterli destek ve dayanışmayı göremedik.

Burada bulunan kadrolu arkadaşlarımız dışında kalan bizlere 696 sayılı KHK ile sözde bir kadro verildi. Sözde diyorum; çünkü içeriğine baktığımızda aslında gerçekte yapılanın taşeron sistemini kalıcı hale getirmek olduğunu görüyoruz.

Bu KHK’nın 127’inci maddesine göre Yüksek Hakem Kurulu, 31 Ekim 2020 tarihine kadar yürürlükte olacak olan Yerel idarelerde şirketlere geçirilen işçilere uygulanacak toplu iş sözleşmesi hükümleri şu şekilde:

Altı ayda bir  % 4 zam, 10 günlük ikramiye ve devede kulak olan birkaç sosyal haktan oluşan çok geri bir sözleşmeye mahkûm edildik. Bugün içinde yaşadığımız kriz ortamında 2020 yılına kadar olan bu sözleşme bizlere dayatılarak ölümlerden ölüm beğenin denmektir. Belediye şirketleri ile yani bizlerin çalıştığı şirketlerle kamudaki kadroya geçen taşeron işçiler arasında Anayasaya aykırı bir şekilde ayrımcılık yapılmıştır. Eğer böyle bir düzenleme olmamış olsaydı geçmiş dönemin koşullarına göre bizim aylık ücretlerimiz en az %20 oranında daha yüksek olacaktı. Kadroya geçişin tamamen bir aldatmaca olduğu ortaya çıkmıştır.

Çalışanlar olarak bizim ekonomik ve sosyal haklarımızı korumamız ve daha da büyütmemiz gerekiyor. Bunun için de daha örgütlü kitlesel ve sonuç alacak mücadeleler ortaya koymamız gerekiyor.

2020 yılına kadar bizi yoksulluğa mahkûm eden bu sözleşmenin bitmesini beklemek yerine yeni haklar elde etmeliyiz. Bunun için de üyesi olduğumuz Genel-İş Sendikası çatısı altında mücadele etmeliyiz.

Nasıl bir sendika istiyoruz?

Mücadeleci bir sendikal anlayış istiyoruz.

DİSK’in Adına,Tarihine ve Mücadele geleneğine uygun bir  sendikal anlayış istiyoruz.

İşçi Sınıfımızın ekonomik ve demokratik çıkarları için mücadele eden bir sendikal anlayış istiyoruz.

İşverenden, belediye başkanından bağımsız bir sendikal anlayış istiyoruz. DİSK’in mücadele tarihine yakışan anlayış da budur.

Her ne kadar çalışan arkadaşlarımızın çoğunun oy verdiği bir belediye başkanı-yönetimi olsa dahi, bizim ekonomik ve demokratik mücadelemizin bundan bağımsız olması gerekir. İşçi Sınıfının hak ve çıkarlarını koruyacak ve büyütecek bir mücadele olması gerekir.

BİZLER,

Güvence olarak önümüze sunulan bu çalışma düzenine, 4+4 kölelik koşullarına hayır diyoruz.

Ayrımsız tüm çalışanlara  kadro istiyoruz.

İnsanca yaşanacak bir ücret ve insana yaraşır çalışma koşulları istiyoruz.

Sendika yöneticileri işçi gibi yaşamalı ve alacakları ücret ortalama işçi ücreti kadar olmalıdır, ilkesini benimsiyoruz.

Tabanın söz ve karar sahibi olması gerektiğini savunuyoruz.

Toplu sözleşmeler, üyelerin onayı olmadan imzalanmamalıdır, diyoruz.

 

İşte bu  nedenlerle bu kongre diğer tüm kongrelerden daha önemlidir. Vereceğimiz oylar sadece Kadıköy, Kartal, Ataşehir işçilerinin değil tüm belediye işçilerinin geleceğini etkileyecektir. Biz bu geleceği oylayacağız.

Birileri sayılarla koltuk hesabı yaparken, asıl sorunlar gözden kaçırılıyor. Bir kez daha uyarmayı görev biliyoruz. İşverenlerden ve sermayeden bağımsız bir sendikal mücadeleyi seçmek zorundayız. Bu mücadele sonrasında yıllarca hayalini kurduğumuz sendikalı ve gerçek anlamda kadrolu işçiler oluruz.

 

YAŞASIN DİSK!YAŞASIN GENEL-İŞ SENDİKAMIZ!

İŞÇİLERİN BİRLİĞİ SERMAYEYİ YENECEK !