Havamızı, suyumuzu, yediğimiz sebzeyi-meyveyi zehirliyorlar (IV)

08.08.2018
7
A+
A-
Havamızı, suyumuzu, yediğimiz sebzeyi-meyveyi zehirliyorlar (IV)

İçtiğimiz sular ne kadar temiz?

Sağlık Bakanlığının 2011-2016 yılları arasında yürüttüğü “Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli illerinde Çevresel Faktörlerin ve Sağlık Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi Projesi” sonuçları Sağlık Bakanlığı tarafından gizlenmişti. Ancak araştırmaya katılanlar arasında yer alan Gıda Mühendisi Bülent Şık tarafından sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmıştı. Çalışmanın gıda ve sularla ilgili bazı bölümlerine önceki yazılarımızda yer vermiştik. Bu yazıda araştırmanın sularda kurşun kirlenmesi ile ilgili sonuçlarına değineceğiz.

Hatırlayacağımız gibi, bu projenin amacı Ergene Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ ile Kocaeli ilinde sık görülen kanser hastalıklarına çevrede bulunan kanserojen kimyasal maddelerin neden olup olmadığını anlamaktı. Bunun için bu bölgelerden ve sanayinin yoğun olmadığı Antalya’dan alınan örnekler analiz edilerek sonuçlar kıyaslanmıştı.

Bu yazımızda sularımızın kurşun kirliliği bakımından ne durumda olduğundan bahsedeceğiz.

Grafik 1

Şekil 1’deki grafik Antalya ilinden alınan su örnekleriyle Kocaeli ve Ergene Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerinden alınan su örneklerindeki kurşun miktarlarını karşılaştırıyor. Mavi renkli kısım Antalya; turuncu Kocaeli ve kırmızı renkli kısım Ergene Havzası illerini gösteriyor. Grafiğin en altındaki 10 rakamı ile başlayan çizgi 1 litre suda 10 mikrogram olarak belirlenen aşılmaması gereken kurşun sınırını, yani maksimum kalıntı sınırını gösteriyor.

Grafikte en solda yer alan mavi renkli kısım Antalya ilinden alınan 569 su örneğinden kurşun tespiti yapılan 12’sini (% 2) gösteriyor. Antalya ilinden alınan örneklerin hiçbiri kurşun için belirlenen sınırı aşmıyor.

Grafikte turuncu renkli kısım Kocaeli iline ait. Kocaeli’nden alınan 106 su örneğinin 17’sinde (% 16) kurşun kalıntısı tespit ediliyor.

Grafikte kırmızı renkle gösterilen kısım ise Ergene Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerini gösteriyor. Sadece görsel olarak bile farkın ne kadar büyük olduğunu görmek olanaklı. Ergene’deki 3 ilden alınan 764 su örneğinin 156’sında (% 20,4) kurşun tespit ediliyor ve bu değer Antalya’dan hem 10 kat fazla ve hem de tespit edilen miktarlar genelde daha yüksek.

Antalya ilinden alınan örneklerin hiçbiri kurşun için belirlenen sınır değeri aşmazken, Kocaeli ilinden alınan örneklerin 2’si; Ergene Havzası illerinden alınan örneklerin 4’ü sınır değeri aşmıştır. Bu suların içme suyu olarak kesinlikle kullanılmaması gerektiği bildiriliyor.

Araştırma sonuçlarına göre, maksimum kalıntı sınırını aşan miktarda arsenik, alüminyum ve kurşun içeren 52 yerleşim bölgesinin sularının içilemez nitelikte olduğu bildirilmiştir. Bu yerleşim yerlerinin neresi olduğu Şekil 2’deki tabloda gösterilmiştir. Bu bölgelerdeki suların içme suyu olarak kesinlikle kullanılmaması gerektiği belirtilmiştir.

Grafik 2

İçme suyu olarak kesinlikle kullanılmaması gerektiği bilim insanlarınca ifade edilen bu sular hakkında Sağlık Bakanlığına ve yetkili kurumlara aşağıdaki soruları sormak gerekir:

1- Çalışmanın yapıldığı zamandan bu yana üç buçuk yıl geçmesine rağmen arsenik, kurşun ve alüminyum miktarlarının Bakanlığın kendi çıkardığı yönetmeliklerde belirttiği sağlığa zarar verecek sınırları aşması karşısında bu bölgelerde hangi önlemler alınmıştır?

2- Şekil 2’deki tabloda belirtilen bölgelerdeki sular içme suyu olarak kullanılmakta mıdır?

3- Bu bölgelerde yaşayan insanlar içme suyu ihtiyaçlarını nasıl karşılamaktadır?

4- Bu suların içilmemesini sağlamak için gereken önlemler alınmış mıdır?

5- Bu sular gıda maddeleri üretiminde kullanılmakta mıdır?

6- Sularda bulunan arsenik, kurşun ve alüminyumun kaynağı belirlenmiş midir?

7- Bu kirleticilerin sulardaki miktarını azaltmak için hangi çalışmalar yapılmıştır?

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, aslında araştırmanın konusu sadece burada belirtilen kirleticiler değil. Ayrıca Baryum, Bakır, Molibden, Krom ve Nikel gibi başka kirleticiler de araştırılmış. Araştırmanın bu kirleticilerle ilgili sonuçları paylaşılmasa da, bu kirleticilerin de Ergene Havzası ve Kocaeli’nden alınan su örneklerindeki miktarlarının Antalya’ya kıyasla daha yüksek olduğunu ve daha fazla su örneğinde tespit edildiği vurgulanıyor. Ayrıca bu bilgilerin nerede, ne düzeyde bir kirlenme olduğunu bilmeye imkân verdiği belirtiliyor. Yine bilgilerin, o bölgede bulunan endüstriyel tesislerin çevreye yaydığı kirleticilerle de bir ilişki kurmaya imkân sağladığı ifade ediliyor.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu araştırma sadece gıdaları ve suları kapsamıyor. Sağlık Bakanlığı hava kalitesi ölçümlerinden tutun da atık su ölçümleri, Ergene Çayı boyunca alınan ölçümler, toprak, Marmara Denizi’ndeki Enez, Saroz ve İzmit Körfezi’ndeki balıklar ve deniz suyunda yapılan analiz çalışmalarını kapsayan geniş kapsamlı bir araştırma yapmış. Sonuçlarını sümenaltı edip sonuçları olumsuz çıkan bölgelerin halkını kendi kaderine terk etmiş. Araştırma projesi geniş bir coğrafi bölgede yaşayan en az 5 milyon insanı doğrudan ilgilendiriyor. Marmara körfezindeki belli bölgelerdeki dip çamurları, körfezdeki kabuklu deniz canlıları ile balıklarda yapılan çalışmalar da dâhil edildiğinde projenin çıktıları İstanbul ilinde yaşayanları da yakından ilgilendirdiği ortaya çıkıyor. Buna ek olarak Türkiye’nin en önemli meyve ve sebze ürünleri üretim bölgesi olan Antalya ili de hesaba katıldığında araştırma projesinin sonuçlarının ülke geneli için önemli veriler sağlıyor.

Bu yüzden Bakanlığın bu geniş araştırma çalışmasının tamamını kapsamlı bir değerlendirme raporu halinde açıklaması gerekiyor. Yoksul ve emekçi halkımız ne yazık ki Parababalarının daha fazla kâr hırsı için kirlettiği bu bölgelerde yaşamak zorunda kalıyor çaresizce. Bu yüzden ölümcül hastalıklara yakalanıyorlar. Ölümlerden ölüm beğeniyorlar.

Sonuç olarak, Ergene Havzası ve Kocaeli ilindeki yerleşim bölgelerinde halk sağlığını korumak için acilen kirliliğin ortadan kaldırılması, kirlilik kaynaklarının ortaya çıkarılması ve kirliliği yaratanlara caydırıcı cezai yaptırımlar getirilmesi gerekir. Kirlilik ortadan kaldırılıp kirlilik kaynakları da tamamen önlenene kadar bölge halkının kirli gıdaları ve suları tüketmesini önlemek, bu bölgelerdeki halka temiz-güvenli gıda ve su temin etmek gerekir.

Toprağı, havayı, suyu Parababalarının dilediğince ve horca kirletip yok edeceği bir metaya dönüştürmemek; halkın yararına, halkın çıkarına uygun kullanmak ve korumak gerekir.

Kimyasal maddelerle havası, suyu, toprağı ve gıda maddeleri kirlenmiş bölgelerde yaşamak en çok çocukları etkiliyor. Bu çocuklarda beden gelişiminde, bilişsel yeteneklerde gerileme olduğu, astım, alerjiler ve obezite gibi çeşitli hastalıklara yakalanma sıklığının arttığı çeşitli yayınlarda dile getiriliyor. Araştırma sonuçlarında ortaya çıkan pestisit ve ağır metaller gibi zehirli maddeler hormonal sistemi de bozuyor. Tabiî bundan da en çok çocuklar zarar görüyor.

Araştırma sonuçlarından da anlaşılıyor ki, ülkemizde özellikle sanayinin yoğun olduğu, dolayısıyla da Parababalarının kâr hırsından en çok nasibini alan bölgelerde su kalitesi yetkili kurumlar tarafından kontrol edilmiyor. Asli görevlerinden biri halkın sağlıklı ve güvenli suya ulaşıp ulaşmadığını kontrol etmek ve bunu sağlamak olan Sağlık Bakanlığı ve yerel yönetimler bu görevlerini yerine getirmiyor. Tabiî sadece insanın sağlıklı ve güvenli suya ulaşmasını sağlamak da yetmiyor. Doğadaki tüm canlıların güvenli ve temiz suya ulaşabilmesini sağlamak için fabrika atıklarının doğaya zarar vermeyecek şekilde fiziksel, kimyasal ve biyolojik arıtmaya tabi tutulması, daha az doğal kaynak kullanılarak üretim yapılması, sanayi ve tarımda kullanılan kimyasalların mümkünse tehlikesiz olanı ya da en az tehlike yaratacaklardan seçilmesi gerekiyor.

Türkiye’de kentsel atıklar, tarım ve sanayi faaliyetleri sonucu açığa çıkan ve sulara bulaşması muhtemel 259 kimyasal kirletici madde var. Bu kirleticilerin 174’ü (% 66’sı) için herhangi bir kontrol ve izleme faaliyeti yapılmıyor. Dolayısıyla yapılan araştırma sadece kontrolü yapılan kimyasallar açısından yapılmış oluyor. Bu saydığımız kimyasal maddelerin kalıntılarının sularda bulunup bulunmadığını bile bilmiyoruz.

Akarsularımızı dahi özelleştirmek isteyen AKP’giller, su kaynaklarımızı da bir bir Parababalarına peşkeş çekip halkımızı temiz suya ulaşma konusunda tamamen Parababalarının insafına bırakma derdinde.

AKP’giller bir yandan da kendi yaptığı araştırmanın sonuçlarını halkımızdan gizlemeye çalışmakta. Bekçisi olduğu Parababalarının kâr düzenine halel gelmesin diye milyonlarca insanımızı kirli, sağlık için kesinlikle uygun olmayan gıda ve suya mahkûm etmekte. Bile isteye ölüme sürüklemekte.

Çok derdin tek ilacı örgütlenmekte. HKP çatısı altında havamızı, toprağımızı, suyumuzu kirleten Parababalarına ve onların işbirlikçisi AKP’giller’a karşı mücadele etmekte.