İnsan kendini neden yakar?

06.03.2018
A+
A-
İnsan kendini neden yakar?

İntihar etmek, anlık veya planlanmış bir “bireysel tercih” gibi karşılansa da, muhakkak toplumsal bir anlam içerir. İnsanın bilincini yaratan, içerisinde yaşadığı toplum olduğuna göre, insanların çoğu zaman “kendi kararları” olarak gördükleri pek çok eylem, aslında toplumsal yaşamın birey üzerindeki yansımasından başka bir şey değildir. Yani, intiharın irdelenmesi gereken toplumsal bir anlamı vardır. Peki bu anlam, intiharın biçimine göre değişkenlik gösterir mi? Ya da şöyle soralım, insan kendini neden yakar?

İntihar etmenin çok çeşitli ve çok daha az acılı binbir çeşit yöntemi dururken, insan neden “cayır cayır yanmayı” göze alır?

Burada intiharın ötesinde, üzerinde düşünülmesi gereken bir durum olduğu açık. Aslında yapmaya çalıştığı, intiharı da aşan bir düşünceyle, içerisinde bulunduğu bunalımdan kurtulmak adına ne kadar çaresiz olduğunu göstermektir. Yani, artık yapacak hiçbir şeyi kalmayan, atacak hiçbir adım, çalacak hiçbir kapı bulamayan insanın tepkisidir “kendini yakmak”.

Ve özünde, diğer tüm intihar etme biçimlerinden farklı olarak, bir saldırganlık, taarruz barındırır. “Bakın, açım, açıktayım, işsizim, çare bulanım, derdime derman olanım yok, artık yeter, sesimi duymak zorundasınız, duymuyorsanız, ben duyurmasını bilirim!”, demenin bir aracıdır.

Elbette, insanların hangi biçimde olursa olsun kendini yakmasını veya farklı bir yolla intihar etmesini savunacak, haklı görecek ve yüceltecek değiliz. Ancak, şu çok iyi bilinmelidir ki, bu “kendini yakma” girişimleri özünde halkımızın “artık bir şeyler yapmak” zorunda hissettiğinin göstergesidir.

Yoksa durup dururken, ilgi çekmek için kimse kendini ateşe vermez.

Son dönemde “kendini yakmaya çalışan işçi/işsiz vatandaş” haberlerinin artmaya başlaması, toplumsal olarak büyük bir bunalımın içerisinde bulunduğumuzu bir kez daha gösteriyor. Arka arkaya gelen bu “kendini yakma” eylemleri, özünde insanlarımızın nasıl sıkıştıkları kapandan kurtulmak için can attıklarının göstergesi.

Atanamadığı için intihar eden öğretmenler, sınav stresiyle baş edemeyip intihar eden öğrenciler, yozlaşmış, çürümüş toplum düzenini psikolojisi kaldırmayıp canına kıyanlar… Bir de bunlara, Meclis önünde, İŞKUR önünde kendini yakmaya çalışanlar eklendiğinde, olayları kendi başlarına, birbirinden bağımsız bir şekilde ele almanın mümkün olmadığı bir manzarayla karşı karşıya kalıyoruz.

Bu insanlar bize bir şeyler anlatıyor…

Demek ki, insanlarımız artık ülkedeki baskı ortamından o kadar bunalmış, o kadar köşeye sıkışmış durumdadır ki, bir akrebin ateş çemberine alınmasıyla kendisini zehirleyerek öldürmesi gibi, içinden kurtulamadıkları bu ateş çemberinde bir kıvılcım da kendileri çakmakta görüyorlar kurtuluşu.

Bu eylemler, özünde biz devrimcilere çok önemli mesajlar veriyor. Halkımız, herhalde bundan daha açık bir biçimde “kurtarın bizi” diyemezdi.

Günümüz Türkiye’sinde, bırakalım sıradan bir işçiyi veya işsizi, “kanaat önderi” denilebilecek kadar geniş bir kitleye hitap eden birçok aydın bile ses çıkartmaktan aciz hale getirildi. İnsanlarımız örgütlülükten, birlikte hareket etme bilincinden koparılalı çok oldu. Gemisini kurtaran kaptan anlayışı aldı yürüdü ve bu anlayışla nice nesiller yetişti, yetişiyor.

Hal böyleyken, işsizlik veya açlık, kişinin “sadece kendisini ilgilendiren” ve kendi girişimiyle çözüme kavuşturabileceği birer sorun gibi ortada öylece duruyor. Bunun özünde kapitalizmle, mülkiyet ilişkileriyle, yani topyekûn bir ekonomik-toplumsal sistemle alakalı olduğu bilinci, belki de her zamankinden daha az kişi tarafından paylaşılıyor.

Ve tepeden tırnağa örgütlü bir sınıfın, ezici-sömürücü sınıfın (Finans-Kapital+Tefeci-Bezirgân ittifakının), yine tepeden tırnağa örgütlü bir başka sınıf tarafından, ezilen, emekçi halk yığınları (İşçi Sınıfı öncülüğünde oluşturulacak Halk Cephesi) tarafından alt edilebileceği gerçeğini görmekten -ne yazık ki- çok uzak olan insanlarımız, çareyi “kendini yakmak” gibi bireysel eylemlerde görüyorlar.

İşte, yolumuz tam olarak burada yokuşa dönüşüyor, çetinleşiyor.

Kurtuluşunun örgütlü halk mücadelesi ile mümkün olduğunu göremez halde halkımız. Bir başına, aç sırtlan sürüsünün ortasına bırakılmış yavru bir ceylan gibi çaresizce sonunu beklemekte.

Ama artık oturup sonunu beklemekten daha fazlasını yapmak zorunda hissediyor kendisini. Tek başına ateşe atılıyor dayanamayıp. Bu sebepten ötürü Parababaları medyasında yer bulamıyor yeterince bu eylemler. Oysa sıradan bir intihar vakası veya bir cinayet vakası olsa, halkı umutsuzluğa itelemek için ellerine geçen bu müthiş fırsatı asla kaçırmayacaklardır. Ancak söz konusu halkın, Parababalarının korkulu rüyası İşçi Sınıfının derinden derine fokurdayan isyan duyguları olunca, kaçılacak delik arayışı başlıyor onlar için!

Çünkü ortada klasik bir intihar vakasından veya küçük bir çocuğun istediği oyuncağı almayan anne-babasını ikna etmek için kendini yerden yere çarparak hırpalamasından, bu yolla istediğini elde etmeye çalışmasından farklı bir durum var.

Birkaç gün önce, yine burjuva satılmış basının “atladığı” bir haber vardı, görelim:

“Kendini yakmaya çalışan işçi: İşçiler ayağa kalksa…

“Geçinemediği için kendini Meclis önünde yakan İşçi Sıtkı Aydın, “İşçi dünyası bir ayağa kalksa tüm sorunları çözülür”, dedi. 

“Meclis önünde 13 Ocak günü geçinemediği için kendini yakan İşçi Sıtkı Aydın, Mezopotamya Ajansına (MA) konuştu. Türkiye’deki işçilerin durumunu, “Ben bugüne kadar binlerce ev yaptım ama bir evim dahi olmadı” ifadesiyle anlatan Aydın, “İşçiler çalıştıkları halde haklarını alamıyor. Ya da iki üç ay gecikmeli olarak ücretlerini alabiliyorlar. İşçi dünyası bir ayağa kalksa, tüm sorunları çözülür” dedi.

“Kendisini yakması ardından tedavisi için kaldırıldığı Ankara Numune Hastanesinde kendisini ziyaret eden Çalışma Bakanı Julide Sarıeroğlu’ya işçilerin sorunlarını aktardığını söyleyen Aydın, şöyle devam etti: “Ben çalışma bakanına işçilerin durumuna bir çare bulmalarını söyledim. İşverenlerin zamanında işçilerin paralarını yatırmadıklarını, böylece işçilerin mağdur edildiğini aktardım. Kiralarımızı ve ihtiyaçlarımızı karşılayamadığımızı söyledim. Yani Çalışma Bakanına işçi sorunlarını anlattım, bir şey diyemedi.”

“Hastaneden taburcu olduktan sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı ile Gebze’de bulunan Güzeller Sanayi Sitesi’nde fidecilik işinde çalışmaya başladığını söyleyen Aydın, kendisine verilen 2 bin liralık ücretle geçinemediğini ve mağduriyetinin giderilmediğini aktardı. Aydın, şunları söyledi: “Bu zamanda 2 bin lira ile kim geçinebilir. Zaten kiralar bin liradan aşağı değil. Bu  para ile yaşamam için gecekondu, derme çatma bir evde yaşamalıyım.  Onun dışında bu para yetmiyor. Yine Sinpaş Altınoran, taşeron firmasına 5 yıl önce açtığım dava hâlâ sonuçlanmadı.”

(https://www.evrensel.net/haber/346607/kendini-yakmaya-calisan-isci-isciler-ayaga-kalksa)

Görüldüğü gibi, AKP’giller anında duruma el altından müdahale edip susturmaya çalışıyorlar vatandaşı. İş buluyorlar, “3-5 kuruş verirsek fazla büyümeden bu işi çözeriz”, diyorlar. Kendileri gibi, herkesi “kendi cebini doldurmaktan başka bir şey düşünmez” zannediyorlar.

Ancak kendisi, eyleminin sıradan bir intihar vakası olmadığının, özünde büyük bir yığının taleplerini içerisinde barındıran bir eylem olduğunun bilincinde. Ve tek başına bir kişinin kendini yakmasıyla da elde edilebilecek bir sonuç olmadığının farkında.

Ancak yine de, örgütlü mücadeleye dahil edilmeyen bu ve benzeri her tepkinin eninde sonunda sönümlenerek yok olmaya mahkûm olduğunu, gerçek anlamda bunu başarabilecek bir hareketin varlığını göremediğinden böyle bir eyleme kalkışıyor. Kendi başına, kendi sorununa geçici de olsa bir çare-çözüm için.

Sözün özü şudur:

Bir an önce örgütlülüğü büyütmeli, insanlarımıza kurtuluşun kendilerini değil, bu sömürü düzenini “yakmakta”, temsilcilerinin iktidarını yıkmakta, halkın iktidarını kurmakta olduğunu göstermeliyiz.

Çözümün bir başına elde edilemeyeceğini, halkın örgütlüyse yenilmez bir güce kavuşacağını, örgütsüzse köle olmaktan kurtulamayacağını göstermeliyiz.

Halkımızı, yukarıda örneğini gördüğümüz “gözü kara” İşçi Sınıfımızın önderliğinde örgütlemeli, açlığın ve yoksulluğun pençesinde yürekleri ve bedenleri ateşler içinde olan emekçi yığınlara gerçek kurtuluşun yolunu göstermeliyiz, acilen!

Yoksa daha çok öğretmen, mesleğini yapamadığı için, hayallerine kavuşamadığı için kıyacak canına…

Daha çok öğrenci “yarış atı” gibi dünyadan kopup geleceğini bağladığı sınavlara dayanamayıp kendini “pistin dışına” atacak ebediyen…

Daha çok ‘yanacak’ işçiler, gençler, emekçiler, ezilenler…

Bu ateşi, kendimizi yakarak değil, örgütlülüğümüzle büyütmeli, halkımızın her gününü cehenneme çeviren Parababaları düzenini tutuşturmalı, kül etmeliyiz, acilen!

 

İstanbul’dan Bir Yoldaş