Kapitalist üretim dünyamızı cehenneme çeviriyor: “Endokrin Bozucu Maddeler”

08.02.2019
A+
A-

Hüseyin Ali

Kapitalist üretim dünyamızı cehenneme çeviriyor: “Endokrin Bozucu Maddeler”

Emperyalist kapitalizm dünyamıza ve insanlığa sadece savaşlarla, saldırılarla, entrikalarla, ekonomik baskılarla, krizlerle zarar vermiyor. Bizatihi kapitalist üretim doğaya ve topluma zarar veriyor.

Kapitalist üretimin doğası böyledir. İşveren için başlıca hedef kâr, kâr, daha fazla kârdır. Bu yüzden insan yaşamıymış, doğaymış, çevreymiş, umurlarında olmaz.

Özellikle emperyalizm döneminde şirketlerin, tekellerin kâr oranı düşer. Çünkü tekelin yatırımı gittikçe büyür ve kârlılık nispi olarak azalır. Bu durum tekeli daha da acımasız kılar. Kâr oranını korumak için can havliyle her alana saldırır. Savaşlar bunun içindir, insan yaşamının değersizleşmesi bunun içindir, çevreye duyarsızlık bu yüzden ortaya çıkar.

Son zamanlarda kapitalist üretimin insanda ve diğer canlılarda hasara ve hastalıklara yol açan, çevreye zarar veren, doğayı kirleten kimyasal ürünleri gündemde. Bunlara endokrin bozucu maddeler veya endokrin bozucu kimyasallar deniliyor.

Adı üzerinde endokrin bozucu maddeler ya da kısaca endokrin bozucular, insan ve hayvan vücudunda en ince ayar düzeni olan endokrin sistemi veya hormon sistemini bozan maddeler.

Hormonlar, vücutta belli bir merkezden salınıp kan yoluyla hedef organlarda değişiklikler yapan güçlü maddeler, bir bakıma kimyasal elçilerdir.

Gerek insan, gerekse diğer canlıların sağlığı, normal üreme ve gelişme yeteneğine bağlıdır. Bu yeteneğin önemli unsuru hormon sistemidir. Vücutta metabolizma denilen genel biyolojik ve kimyasal dengelerin tümü, enerji üretimi ve kullanımı, büyüme, gelişme, üreme, hep hormonlar sayesinde denge içinde sürdürülür. Yaşam için bu kadar önemli olan endokrin sistem (hormon sistemi), önemi gereği çok sıkı denetim altındadır. Bu denetim mekanizması bozulduğunda ciddi hastalıklarla karşılaşılır.

İşte endokrin bozucular bu çok sıkı denetlenen hormon sistemini bozarlar. Hormonların yapımını, yapıldıkları yerden vücuda salınmasını, vücutta taşınmasını, kendilerine has uygun etkiyi gösterebilmelerini ve yeterli etki sağlandıktan sonra etkilerinin sonlandırılmasını bozarlar.

Hormon sistemindeki bozukluklar sonucu, bugün bilindiği kadarıyla insanda öğrenme bozuklukları, dikkat bozuklukları, bilişsel bozukluklar, beyin gelişiminde sorunlar, vücut yapısında değişiklikler, kemik yapısında bozulmalar, kanser (meme kanseri, rahim kanseri, prostat kanseri, tiroid kanseri vb), cinsel gelişmede sorunlar (erkeklerde kadınsılaşma, kadınlarda erkeksileşme vb.), metabolik bozukluklar (şeker hastalığı, şişmanlık), bağışıklık sisteminde ve sinir sisteminde bozukluklar ortaya çıkabilmektedir.

Gelişmekte olan canlılar hormon etkisine daha duyarlıdırlar. Özellikle anne karnındaki canlının gelişimi hormon sistemi tarafından sıkı kontrol edilir ve bu kontrol mekanizması bozulduğunda gelişmekte olan henüz doğmamış canlı, doğum sonrasında yaşam boyu sürecek sağlık ve üreme bozukluklarıyla yaşama devam eder. Doğan çocukta dikkat eksikliği ve hiperaktivite, zekâ geriliği veya otizm gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Çocuklar da ellerini sık ağızlarına götürdüklerinden, bu maddelere daha kolay maruz kalmaktadır.

Dolayısıyla, bu maddeler çocukluktan itibaren vücutta birikmekte ve ileri yaşlarda bozuklulara neden olmaktadır.

Endokrin bozucular genler üzerinde de etkili olabilirler. Gen yapısını doğrudan etkiyle bozarak özellikle meme kanseri, prostat kanseri, rahim kanseri veya tiroid kanseri gibi kanserlere yol açmaktadırlar. Ayrıca, bu etki dolaylı olarak da görülebilmektedir. Yaşamın erken dönemlerinde canlının çevresel endokrin bozuculara maruz kalması sonucu, başlangıçta sağlıklı olan canlının ileri yaşlarda gen yapısı bozulabilmekte ve bu bozukluk gelecek kuşaklara aktarılabilmekte, bunun sonucunda bazı kalıtsal hastalıklar ortaya çıkabilmektedir.

Üstelik endokrin bozucular bu zararlı etkilerini çok düşük miktarlarda bulunsalar bile gösterebilmektedirler. Ayrıca, bu maddeler yapıları bakımından sulu ortamlardan çok yağlı ortamları sevdiklerinden, vücutta yağ dokusunda birikme eğilimi gösterirler. Hemen kurtulmak da mümkün değildir.

Dolayısıyla endokrin bozucular günümüzün önemli bir halk sağlığı sorunudur.

Uluslararası Kimyasal Yönetimi Konferansı (International Conference on Chemicals Management) tarafından 2006’da kurulan “Uluslararası Kimyasal Yönetimine Stratejik Yaklaşım (The Strategic Approach to International Chemicals Management, SAICM), dünyada endokrin bozuculardan en çok etkilenecek kesimleri şöyle sıralıyor: Çocuklar, gebe kadınlar, üreme çağındaki kesimler, yaşlılar, yoksullar, işçiler ve diğerleri

Endokrin bozuculara maruziyetin en aza indirilmesi gereken dönemlerse, daha cenin rahme düşmeden başlayıp, hamilelik, bebeklik, çocukluk ve erişkinliğe geçiş dönemleri olarak belirtiliyor.  Başka deyişle yaşamın ilk dönemleri, en çok etkilenilen, en çok dikkat edilmesi gereken dönem.

Öte yandan, bu bozukluklar yaban hayatında, yaban hayvanlarında da görülmektedir. Yaban hayvanlarının üreme ve gelişmesi bozulmaktadır. Doğa bu maddelerle kirlenmekte ve canlılar gıdalarla veya içme suyuyla endokrin bozucuları vücuduna almaktadır.

Şu anda dünyada hormon etkisini bozduğu bilinen 800 civarında kimyasal madde var. Ama bu sayının, gerçekte olanın çok az bir kısmı olduğu tahmin ediliyor.

Bu kimyasallardan çok az bir kısmını doğal endokrin bozucular oluşturuyor. Geri kalanı yapay, insan ürünü… Üretim süreci sonucunda ortaya çıkan kimyasallar veya ürünlerin içerdiği maddeler. Tabiî, bunlardan türeyen yıkım ürünleri, ikincil ürünler de var.

Endokrin bozucuların yapıları genel olarak doğal hormon yapılarına benzer. Doğal veya sentetik olabilirler.

Doğal olanlar, soğan, sarımsak gibi bitkilerde bulunan bitkisel östrojenlerdir (bitkisel dişilik hormonları, fitoöstrojenler).

Sentetik olanlarsa saymakla bitmez. Sanayi ürünleri veya tarımsal ilaçlar olarak karşımıza çıkan kimyasallardır. En önemlileri vücuda yabancı östrojenler (ksenoöstrojenler de denilmektedir; Bisfenol A, diğer benzer bileşikler); Bisfenol S, DDT, Poliklorlubisfeniller, Polibromludifenil eterler, Ftalatlar, Perflorooktanoik asit gibi kimyasallar veya kimyasal gruplarıdır. Bilinen daha pek çok endokrin bozucu madde vardır. Ayrıca bilinmeyen çok daha fazla endokrin bozucu maddenin var olduğu kesindir.

Bunlar günlük yaşamda hemen her yerde kullanılmaktadırlar. Plastik malzemeler, tarım ilaçları bulaşmış yiyecekler, haşere ilaçları, deterjanlar, ev tozları, tekstil ürünleri, giyecekler, kişisel bakım ürünleri (şampuanlar, kremler, losyonlar vb.),  termal yazıcılar, soğutucular, kaydırıcılar (yağlayıcılar), bilgisayarlar, televizyonlar, elektrik kabloları, otomobil parçaları, köpük koruyucular (yastıklar), halılar, döşeme malzemeleri, zemin kaplama malzemeleri, tencere setleri, yalıtkanlar, bazı ilaçlar vb, vb… Sonu yok…

Tarım ilacı olarak çok yaygın kullanılan RoundUp adlı ilaca özellikle dikkat çekmek isteriz. Monsanto firması (şimdi Bayer aldı) tarafından üretilen bu tarım ilacı Glyphosat adlı kimyasal maddeyi içerir. Glyphosat’ın bir endokrin bozucu kimyasal olduğu bugün bilinmektedir. Ancak, tekel gücüyle hâlâ tüm dünyada yabani otlara karşı çok yaygın şekilde kullanılmaktadır.

Bu kadar yaygın olarak kullanılan maddeler, kaçınılmaz olarak tüm dünya insanlarının sağlığını etkileyecektir. Aşağıdaki şekillerde otizmde, meme kanserinde, prostat kanserinde, aşırı kilolu erişkin nüfusun artışında son yıllardaki duruma ilişkin bazı örnekler veriyoruz: Şekil 1 – Şekil 4.

 

Şekil 1. Yıllara göre sağlıklı doğumlarda otizm sıklığında artış (Kaynak: World Health Organisation. State of the Science of Endocrine Disrupting Chemicals – 2012. https://bit.ly/2GBpqBb ).

Şekil 2. Yıllara ve ülkelere göre kadın meme kanseri sıklığında artış (Kaynak: World Health Organisation. State of the Science of Endocrine Disrupting Chemicals – 2012. https://bit.ly/2GBpqBb).

Şekil 3. Bazı Kuzey Avrupa ülkelerinde prostat kanseri sıklığında gidiş (Kaynak: World Health Organisation. State of the Science of Endocrine Disrupting Chemicals – 2012. https://bit.ly/2GBpqBb).

Şekil 4. OECD ülkelerinde aşırı kilolu erişkin nüfusta artış (Kaynak: World Health Organisation. State of the Science of Endocrine Disrupting Chemicals – 2012. https://bit.ly/2GBpqBb).

 

Bu artışlarda endokrin bozucu kimyasal maddelerin rolü çok büyüktür.

Bu kadarla da kalmaz. Endokrin bozucular doğal hayatı, yabanıl hayatı da etkilemekte, yaban hayvanlarının üreme gücünü zayıflatmakta, dünyamızın en önemli zenginliği olan biyoçeşitliliği azaltmaktadır (Şekil 5).

Şekil 5. Dünyada biyoçeşitllikte azalma. Soldaki grafik: En üstteki çizgi, genel yabani kuş sayısı; ortadaki çizgi, su kuşları sayısı; en alttaki çizgi, omurgalı yaban hayvanlarıyla ilgili gidişi gösteren indekslerdir. Sağdaki grafik: Tehdit altındaki yaban hayvanlarında sayıca gidişi veren indekstir.

 

Sonuç olarak, dünyamızda belirli hastalıkların artışının, çevre kirliliği artışının, yaban hayatının gerilemesinin baş sorumlusu emperyalizmdir.

Emperyalizm kâr hırsıyla güzel dünyamızı, dünya halklarını, hatta kendi halkını bile yok saymaktadır. Tüm dünyayı cehenneme çevirmektedir.

Dünyamızın kurtuluşu, dünya halklarının emperyalizm belasından kurtulmasında yatmaktadır.

Bu kurtuluşu sağlayacak olan öncüler dünya devrimcileridir.