Kırmızı bir çarpıydı ömrümün özeti

01.01.2019
A+
A-
Kırmızı bir çarpıydı ömrümün özeti

Çok değil bundan 40 sene önce, savaşa geldiler Maraş’a. Allah içinmiş. 12 Eylül Faşizmine zemin hazırlamaktı amaç. Çünkü bizim tek silahımız sazımızdı.

İster 70 yaşında olayım ister daha yaşına yetmemiş. Tek ortak noktamız Alevi olmamızdı. Devrimci olmamızdı. Halk olmamızdı. Bir de insandık işte.

AB-D Emperyalistlerinin güdümünde faşizme götürülen Devlet korudu kolladı katilleri, AB-D Emperyalistlerinin kanlı örgütü Kontrgerilla tarafından kuşatılan kolluk kuvvetleri, güvenliğini sağladı katillerin, Kontrgerillanın Partisi insanlıktan çıkmış MHP’li faşistler de gerçekleştirdi katliamı.

Ben? Ciğerime ateş düştüğünden ağlayamadım bile… Deyim değil de hani gerçekten ciğerime ateş düştüğünden ağlayamadım bile… Önce kara bir duman boğdu; sıcak yapış yapış, sonrası işte alev ve kül.

Bektaşi’yi bilmeden, gönül gözüyle görmeden; hakkımızda hutbeler okutulmuştu. Bir Cuma günü ibadet yapmaya camiye giden, cenneti garantileme hevesinde insanlara Yezid’in soyları tarafından; “Bir Alevi öldüren cennete girer.”, diye fısıldanmıştı.

Deyişlerimizde de der ya; biz Kerbela’dan beri yanarız, diye. Yine yandık. Resmî rakamlara göre 111 kişi. Tek suçumuz Alevi olmaktı. Yine yandık. Yakıldık. Kurşunlandık. ABD’nin maşası, devlet, din, iman söylemiyle; BOP projesine Eşbaşkanlık edecek Ortaçağcıları yetiştiren, korumasına alan 12 Eylül Faşizmine hazırlık için kurşunladı beni. Ben daha iki yaşındaydım oysa. Konuşamıyordum bile. Koşmayı yeni öğrenmiştim. Kurşunlara koştuğumu bilmeden, koştum en sahte Müslümanından faşizm kokan amcalara.

5 yaşında kara kuru bir kız çocuğuydum, bilseniz karda kaymayı ne çok severdim. ALLAH İÇİN SAVAŞA geldiler. Can aldılar. Hani Allah’ın yarattığı beni, daha 5 yaşında tehlike görüp kurşuna dizdiler.

Ben daha 13-14 yaşında, ömrünün baharında ben… Türlü işkencelere maruz kaldım Maraş’ta bir bodrum katında. Yetmedi bedenimi parçalara ayırıp bir kazanın içinde yakmaya çalıştılar.

Dünyaya hiç gelmedim ben, gözlerimi açmadım. Beşiğim hazırlanmıştı. Öyle korktular ki benden daha anne karnında canımı aldılar.

Korktukları biz miydik?

Hem evet hem hayır aslında.

Daha doğmamış, sancısı başlamış devrimden topyekûn öyle bir korkup öyle bir titriyorlardı ki! Çareyi bizi katletmekte buldular. Oysa biz devrimciler için dünyadaki her yaşam kıymetliydi.

Hiç dinmedi acısı Kahramanmaraş’ın. Katlederek acıttılar canımızı, yetmedi katilleri aklayarak, milletvekilleri yaparak kanattılar yaralarımızı. Söz verdikleri gibi AB-D Emperyalist efendilerine, kanlı örgütünüzün hiçbir elemanının, hizmetkârının tırnağına halel getirmeyeceğiz dediler, getirmediler.

Bir gün dönecek bu devran ama. Doğmamış çocuğu, doğup da yeni yürüyeni, yeni yürüyüp de koşmaya başlayanı, anneleri, babaları, dedeleri, nineleri katledenleri, yaşamlara kırmızı çizgi çekenleri hesaba çekeceğiz.

Tek suçu HALK olmak İNSAN olmak olduğu için katledilenler döndürecek devranı. Bir araya geldikleri zaman. Gerçek insanların, gerçek devrimcilerin ardına düştükleri zaman.

İşte o zaman soğuyacak acı çektirilenlerin yürekleri.

 

Mersin’den Bir Yoldaş