Soçi Gerçekleri ve Suriye’de son durum

10.03.2019
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Soçi Gerçekleri ve Suriye’de son durum

Şubat ayının 14’ünde Rusya’nın Soçi kentinde; Rusya, İran ve Türkiye liderleri bir araya geldiler. Ve Suriye’deki son durumları görüştüler. ABD’nin Suriye’den askerlerini çekeceği açıklamasından sonra gelişecek olayları değerlendirdiler. Alınacak önlemleri görüştüler. Bildiğimiz gibi, bu süreç “Astana Forumu”nun bir parçası. Görüşmeler, toplantılar devam edecek. Böyle söylüyorlar…

Soçi’de görüşülen konular içinde en önemli ikisi; İdlib’de son dönemde ortaya çıkan durum ve ABD’nin çekilmesinden sonra Fırat’ın Doğusundaki bölgede hâkimiyeti elinde bulunduran Amerikancı Kürt Hareketinin durumu; ona karşı alınacak tavır, takınılacak tutumdu.

Burjuva, daha doğrusu yandaş, medyaya göre (Çünkü burjuva medyası bile kalmadı ülkemizde. Yandaşın hası Demirören Medyası var esas olarak artık.) her şey Tayyip’in istekleri doğrultusunda gelişti. Rusya ve İran liderleri de, Türkiye’nin görüşlerini ve taleplerini kabul ettiler. Dolayısıyla Türkiye Soçi Zirvesi’nden istediklerini elde etmiş olarak döndü. “Dünya Liderliği”ni pekiştirdi. Sahada ve masada istediğini aldı. Böyle yazdılar. Halkımızı böyle aldattılar…

Oysa gerçek hiç de gösterildiği, yazıldığı gibi değildi.

İdlib ve kuşatılmış Türk Ordusu

İdlib’den başlarsak:

Bildiğimiz gibi İdlib, “Muhalif” denilen kesimlerin denetimindeydi. IŞİD’in yenilgisinden sonra, karşıdevrimci Suriyelilerin barındığı birkaç bölgeden biriydi. Ve güçlenen, esasında galip gelen Suriye Ordusu karadan ve Rus Hava kuvvetleri havadan saldırılarla İdlib’i de ele geçirmek üzereydi. Ancak başta Tayyipgiller olmak üzere, ABD ve AB Emperyalistleri, yenilgilerini geciktirmek için, avazları çıktığı kadar bağırmaya, kamuoyunu ayaklandırmaya başladılar. Medyaya göre İdlib’de 1 milyona yakın (ABD geçtiğimiz günlerde bu rakamı arttırdı ve 3 milyona çıkarttı.) nüfus vardı; bunların büyük çoğunluğu sivil halktı. Suriye Yönetimi katliam gerçekleştirecekti saldırıyla. Dolayısıyla “İnsani” bir durum söz konusuydu. Bu önlenmeliydi. Uluslararası Medya gerçekleri tersyüz etmekte usta olduğu için, bu kampanya başarılı oldu denilebilir. Ve Suriye Ordusu saldırıyı erteledi. İdlib, “Çatışmasızlık Bölgesi” ilan edildi. Türkiye’nin “Gözlem Noktaları” kurması konusunda anlaştı Rusya, Türkiye ve İran. Böylece İdlib’de denetim ve sorumluluk Türkiye’de olacaktı. Türkiye burada 12 Gözlem Noktası kurdu. ÖSO’yu yerleştirdi belli bölgelere.

Ancak Türkiye burada büyük bir fiyaskoyla karşılaştı. “Eğitip-donattığı”, maaşa bağladığı, öldüklerinde “şehit” payesi verdiği, dolayısıyla belki de “şehit maaşı” bağladığı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), İdbil’de varlıklarını sürdüren onlarca Ortaçağcı-Şeriatçı örgütlerin en büyüklerinden olan Heyet-ü Tahrir Şam (HTŞ) karşısında bir iki gün içinde teslim bayrağını çekti. Neredeyse hiçbir direnme göstermeksizin silahlarını ve mevzilerini terk ederek kaçtılar ve İdlib’in büyük bir çoğunluğu, neredeyse tamamı HTŞ’nin eline geçti.

Bu ne demektir?

Türk Ordusu şu anda İdlib’de, HTŞ militanları tarafından kuşatılmış demektir. Türkiye’nin “Gözlem Noktaları”nın etrafının HTŞ’li militanlarca sarılması demektir.

Bir ordu için bundan daha büyük bir felaket ne olabilir? Ya bundan daha büyük bir aşağılanma? Ya da küçük düşürülme? Onurunun kırılması? Özgüveninin yok edilmesi? Ne yazarsanız yazın, acı gerçek bu ne yazık ki…

Ki karşınızdakiler, çete. Şeriatçı sapıklardan, kriminal tiplerden oluşan bir çete. Düzenli bir ordu bile yok karşınızda…

Bunun karşısında Rusya, Suriye ve İran yetkilileri bu durumun kabul edilemeyeceğini, Türkiye’nin antlaşmanın şartlarını yerine getiremediğini, dolayısıyla duruma el koyacaklarını ve askeri harekât başlatacaklarını söylüyorlar açıktan.

Rusya lideri Putin Soçi Zirvesi’nden sonra yapılan ortak basın açıklamasında aynen şunları söylüyor:

“İdlib’te çatışmasızlık bölgesinin kurulması geçici bir tedbir. Teröristlerin saldırıları cezasız kalmayacaktır.” (https://www.sabah.com.tr/gundem/2019/02/15/teror-koridoruna-asla-izin-vermeyiz)

Esad’ın danışmanı Buseyna Şaban da 20 Şubat’ta yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Her santimini geri alacağız.”

 

Ya Fırat’ın doğusu-Menbiç Sorunu ne durumda?

24 Haziran seçimlerinden önce, Türkiye-ABD arasında Menbiç anlaşması yapıldı. Sözde PKK-PYD 60 gün içinde Menbiç’ten çıkacaktı. Ancak, Tayyip’in de itiraf etmek zorunda kaldığı gibi; “Kaç 60 gün geçti”, çıkan olmadı. Yani ABD verdiği “söz”ü bir kez daha tutmadı.

Bunun üzerine AKP’giller, geçtiğimiz yılın son aylarında neredeyse her gün Menbiç’e giriyorlardı. Fırat’ın doğusunu PKK-PYD’den temizliyorlardı. “Terör örgütleri yok ediliyordu. İnlerine gömülüyordu”, Tayyip’in ve şürekâsının sözleriyle.

Ama Aralık ayında ABD Başkan manyak Trump, sürpriz bir açıklama yaparak, ABD askerlerini çekeceğini söyledi bu bölgeden.

Bunun üzerine tüm dünyada kartlar yeniden karıldı. Türkiye, “olay netleşene kadar” Menbiç operasyonunu askıya aldı fiilen. Arada sırada; “ha geldik ha geliyoruz”, dese de, şimdilik duruyor.

Soçi Zirvesi’ndeki önemli konulardan birisi de buydu kaçınılmaz olarak. Ve orada Rusya ve İran net bir tutumla; ABD’nin çekildiği, boşalttığı yerlere Suriye Rejiminin ve Ordusu’nun girmesi gerektiğini söylediler. Ve Kürt Hareketinin, Suriye Yönetimiyle anlaşmasını istediler. En mantıklı çözümün bu olduğunu belirttiler.

Ya bizimkiler?

Buraya da biz girelim, dediler. Ama bunu hiç kimse kabul etmedi.

Niye etsinler?

Üstelik de, sen daha tâ geçen Eylül ayında söz verdiğin İdlib meselesinde bile böylesine çuvallamışken, kim güvenebilir sana?

Kimse de güvenmiyor zaten. Ve Suriye Yönetimi, meşru olmayan, yönetimin izni olmadan ülke topraklarına giren her askeri gücün sonunda mutlaka topraklarından çıkartılacaklarını söylüyor. Bunda kararlıyız, diyor.

Beşşar Esad’ın 25 Şubat’ta İran’a yaptığı ziyaretten sonra İran Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada:

“İran, Rusya ve Türkiye liderlerinin katıldığı Soçi Zirvesi’nde de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması vurgulandı. Ayrıca Suriye hükümetinden izin almayan yabancı güçlerin ve ABD’nin her türlü varlığı kınandı.”

ABD, çekilme kararından sonra da bir dizi adım attı. Öncelikle çekilme hemen olmayacak, dedi. En uygun zamanda çekileceğiz, dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, çekildikten sonra; “Türklerin, Kürtleri katletmemesini sağlamak istiyoruz”, diye netçe konuştu.

Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton da şunları söyledi:

“Suriye’nin kuzeyindeki Kürtleri korumaya yönelik anlaşma sağlanmadan, ABD askerlerinin çekilmesi gerçekleşmeyecek. Askerlerimizi tehlikeye atmamak ve aynı zamanda Başkan Trump’ın, bizimle birlikte mücadele eden Suriyeli muhalif kuvvetlerin hayatlarının tehlikeye atılmayacağı talebini de karşılamak için Türkiye’nin ABD ile koordine olmadan ve en azından ABD ile fikir birliğine varmadan herhangi bir askeri müdahalede bulunacağını düşünmüyoruz.” (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46775664)

Arkasından, AB ülkelerinden oluşacak bir askeri gücün “Güvenli Bölge”-“Tampon Bölge” oluşturmasını önerdi. Bu güce Türkiye’nin katılmasına gerek olmadığını söyledi. Toplantıya Türkiye’yi de çağırmadılar zaten…

Yani Türkiye, değil “oyun kurucu” olmak, “oyuncu” bile değil onların gözünde. Sadece gerektiğince kullanılacak ve işi bitince de fırlatılıp atılacak bir enstrüman Batılıların gözünde.

Haa, AKP’giller için “Bekaa” Sorunu olan Yerel Seçimler öncesi, halkımızı kandırmak, aldatmak için ABD’nin istediği tavizleri verip, emrettiklerini yerine getirerek gerçekleştirilebilecek göstermelik bir operasyon söz konusu olabilir mi?

Olabilir elbette.

Ama bu sonucu değiştirici bir operasyon olmaz asla.

 

Ya PKK-PYD-YPG-SDG ne yapıyor?

Şunu:

“SDG Komutanı: ‘1500 Koalisyon Askeri Suriye’de Kalmalı’

“Suriye’de ABD’nin desteklediği Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) komutanı, IŞİD’le mücadeleye devam edilmesi amacıyla yaklaşık 1000-1500 askerden oluşan uluslararası gücün Suriye’de kalması çağrısında bulundu. SDG komutanı Mazlum Kobani Amerika’nın Suriye’den tamamen çekilme planını durdurmasına yönelik beklentisini ifade etti.

“Omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin Komutanı Mazlum Kobani’nin Suriye’de üst düzey Amerikalı generallerle yaptığı görüşmeler sonrası yaptığı açıklamalar Amerika’nın liderliğindeki koalisyondan kalıcı bir askeri yardım talebine ilişkin en kapsamlı görüş beyanı olarak değerlendiriliyor.

“(…)

“Mazlum Kobani, Suriye’nin kuzeydoğusunda basına açıklanmayan bir yerdeki hava üssüne Amerikalı komutanlarla giden bir grup gazeteciye açıklamalarda bulundu. “Hava koruması, hava desteği ve bizimle eşgüdüm içinde çalışacak sahada bir gücün bulunmasını istiyoruz” diye konuştu.

“Mazlum Kobani: “Trump’ın sözünde durmasını istiyoruz”

“(…)

“Mazlum Kobani Trump’a Suriye Demokratik Güçleri’ni koruma niyetini kamuoyu önünde dile getirdiği için teşekkür etti ancak “Sözünde durmasını istiyorum” diye de ekledi.

“(…)

“Mazlum Kobani Esat rejimiyle askeri bir anlaşmaya varmayı amaçlamadıklarını söyledi. “Şu anki durumu muhafaza etmeye çalışıyoruz. Suriye’nin bu bölümü için anayasal bir çözüme ulaşmak amacıyla rejimle siyasi bir uzlaşıya varmaya çalışıyoruz” diye konuştu.” (https://www.amerikaninsesi.com/a/sdg-komutani-1500-koalisyon-askeri-suriyede-kalmali/4792264.html)

Yani Amerikasevicilikten, Amerikanofillikten vazgeçmiyorlar. Kaderlerini ABD’yle birleştiriyorlar. “Halkların Kardeşliği”, sloganını ellerinin tersiyle itip geçip gidiyorlar. Kürt Halkını ABD’ye ve AB’ye pazarlıyorlar. Onlardan medet diliyorlar. Utanç verici bir şekilde boyun eğiyorlar ABD ve AB Emperyalistlerine.

SDG’liler, sadece ABD’lilerden medet ummadılar bu süreçte. Fransız ve İngiliz Emperyalistlerine de gittiler. Onlardan da kendilerini korumalarını istediler.

Ne acı… Ne üzüntü verici…

Ama kaçınılmaz son budur. Çünkü siz; “Kendi Kaderinizi Tayin Hakkını”, başkasının ellerine teslim edersiniz, onun “sahadaki kara gücü”, “yerel ortağı” daha doğrusu taşeronu olmayı kabul ederseniz, başka bir sonuç elde edemezsiniz. Tarih başka türlüsünü yazmıyor. Ve yazmaz da zaten.

Bakın buna karşılık yiğit lider Beşşar Esad ne söylüyor bu konuda:

“(…) Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, en büyük bileşenini terör örgütü PKK’nın kolu YPG’nin oluşturduğu SDG’yi uyardı. Devlet televizyonuna konuşan Esad, “Amerikalılara güvenen gruplara diyoruz ki, Amerikalılar sizi korumayacaktır.”

“Amerikalılar sizi, takasta kullanılacak araçlar gibi ceplerine koyacaktır ve bunu yapmaya başladılar” diyen Esad, “Sizi devletiniz dışında hiç kimse korumayacak. Eğer kendinizi ülkenizi savunmaya hazırlamazsanız, yalnızca köle olursunuz” ifadelerini kullandı.” (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/yuzde-yuz-zaferden-sonra-cekiliyoruz-41120407)

İşte gerçekçilik budur. İşte halklarını savunmak budur!

Beşşar Esad o yüzden zafer kazanıyor! O yüzden topraklarının her santimini kurtarmak için yiğitçe mücadele ediyor.

Tabiî, ABD’liler Amerikancı Kürt Hareketini bırakmak istemiyorlar. Onları bölgedeki çıkarları için kullanmaya devam etmek istiyorlar. Bunu da gizlemiyorlar:

16 Şubat’ta Reuters haber ajansına konuşan ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Joseph Votel; “Terör örgütü DEAŞ’ın Suriye’de toprak hâkimiyetini kaybetmesinden sonra da terör örgütü YPG’nin liderliğindeki SDG’ye silah yardımına devam edilmesi gerektiğini söyledi.

“Toprak hâkimiyetinin yok olmasına rağmen DEAŞ’ın eylemlerine devam edeceğini savunan Votel, “DEAŞ ile savaştıkları ve onları baskı altına aldıkları sürece, onlara bunun için gereken araçları temin etmenin bizim çıkarlarımıza hizmet ettiğini düşünüyorum” ifadesini kullandı.” (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/sdgye-silah-yardimi-surmeli-41119619)

Yani ABD Emperyalistleri, Suriye’de de bir Kürt Devleti kurmak planlarını hayata geçirmek için çaba harcıyorlar. O planlarından asla vazgeçmiyorlar. İkinci bir Müslüman İsrail yaratmak için her türlü yol ve yöntemi deniyorlar, girişimlerde bulunuyorlar askeri ve siyasi olarak.

Çünkü böyle bir devlet Votel’in de yukarıda söylediği gibi: ABD’nin çıkarlarına hizmet edecektir…

 

Rusya, Adana Mutabakatı ve Suriye’nin geleceği…

Rusya, Türkiye’nin hiç gündeminde yokken, varlığını bile unuttuğu bir konuyu, bir “mutabakatı” gündeme getirdi geçtiğimiz aylarda. Hatırlattı Türkiye’ye ki, Suriye’yle aranızda “Adana Mutabakatı” adlı bir anlaşma var ve bu size bazı olanaklar sağlıyor. Neden bu mutabakatı hayata geçirmiyorsunuz? diye.

Bizimkiler yeme atılan balık gibi, atıldılar oltaya. Şimdi Tayyip onu öne sürüyor, Suriye topraklarında operasyon yapma, Güvenli Bölge kurma konusunda. Antlaşmamız var diyor Suriye Yönetimiyle.

Yani, Suriye Yönetimiyle bu konuları görüşmek istiyor. Ki Tayyip onu da dile getirdi; İstihbarat örgütlerimiz görüşüyorlar, dedi.

Görüşen sadece İstihbarat örgütleri mi, yoksa siyasiler de var mı işin içinde şu an açıklanmıyor ama başka türlüsü olması imkânı var mı?

Rusya, bu mutabakatı hatırlatmakla, Tayyipgiller’i, Beşşar Esad Yönetimiyle görüşmeye yaklaştırmış oldu. Onun yolunu açtı. Ki en son Soçi Zirvesi’nde de, yukarıda okuduğumuz gibi; “Suriye’nin toprak bütünlüğünü”, artık Türkiye de tartışamıyor. Rejimin meşruiyetini de…

Yani Suriye er ya da geç topraklarının birliğini, bütünlüğünü sağlayacak, vatanını kurtaracak işgalcilerden ve işbirlikçilerinden.

Bizim AKP’giller ise yaptıkları ihanetten ötürü Suriye’nin ve bölgenin Arap Halkı tarafından nefretle anılacaklar.

Bu durum ne yazık ki halklarımız arasında geçici de olsa bir düşmanlık yarattı. Ama bizim kuracağımız Demokratik Halk İktidarı, bu düşmanlığı en kısa sürede giderecek. Ve dost ve kardeş ülkeler olarak, halklar olarak bölgede barış içinde bir arada yaşayacağız.

Tabiî ABD başhaydudunu, AB Emperyalistlerini ve onların bölgemizdeki işbirlikçilerini defedeceğiz ülkemizden ve bölgemizden.

Türk, Kürt, Arap, Süryani, Ezidi vb. bütün halklar olarak kardeşçe yaşayacağız bölgemizde.