Yoktur örgütlü insanı yenecek güç!

08.02.2019
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Yoktur örgütlü insanı yenecek güç!

Aşağıda okuyacağınız konuşma, 3-16 Aralık 2018 tarihlerinde Polonya’nın Katowice şehrinde 24’üncüsü düzenlenen “Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP24)”te konuşan İsveçli bir çocuğa, bir genç kıza ait.

Konuşmayı okuyunca insanın etkilenmemesi ve insana olan umudunun tazelenmemesi olanaksız:

***

“Adım Greta Thunberg, 15 yaşındayım ve İsveç’ten geliyorum. Burada iklim adaleti için konuşuyorum. Birçok insan İsveç’in sadece küçük bir ülke olduğunu ve ne yapacağımızın önemli olmayacağını söylüyor. Ancak fark yaratmak için hiçbir zaman küçük olmadığımızı öğrendim. Ve eğer birkaç çocuk sadece okula gitmeyerek dünyanın dört bir yanında manşetlere çıkabiliyorsa gerçekten istersek birlikte neler yapabileceğimizi hayal edin. Ancak bunu yapabilmek için ne kadar rahatsız edici olursa olsun açık konuşmak zorundayız. Siz sadece hiç bitmeyen yeşil ekonomik büyümeyi konuşuyorsunuz çünkü popüler olmaktan korkuyorsunuz. Yapılması mantıklı olan tek şey imdat frenini çekmek iken siz sadece bizi bu hale getiren aynı kötü fikirlerle ilerlemekten söz ediyorsunuz. Biz çocuklara bıraktığınız şeyin böyle bir yük olduğunu itiraf edebilecek kadar bile olgun değilsiniz.

Popüler olmak benim umurumda değil. İklim adaleti ve yaşayan bir gezegen benim umurumda. Oldukça az sayıda insan muazzam miktarda para kazanma fırsatlarını kaybetmesin diye medeniyetimiz feda ediliyor. Benimki gibi ülkelerde yaşayan zengin insanlar lüks içerisinde yaşayabilsin diye biyosferimiz feda ediliyor. Birkaç kişinin lüksünü ödeyen şey birçok kişinin acısıdır.

2078 yılında 75. yaş günümü kutlayacağım. Çocuklarım olursa belki o günü benle geçirecekler, belki bana sizi soracaklar, belki harekete geçmek için hâlâ vakit varken neden hiçbir şey yapmadığınızı soracaklar. Çocuklarınızı her şeyden çok sevdiğinizi söylüyorsunuz ama böyle olmasına rağmen onların gözleri önünde geleceklerini çalıyorsunuz.

Politik olarak neyin mümkün olduğunu konuşmak yerine yapılması gerekenlere odaklanmadığınız sürece umut yok. Bir krizi kriz olarak ele almadığımız sürece çözemeyiz. Fosil yakıtları yerin altında bırakmamız ve dürüstlüğe odaklanmamız gerekiyor. Ve bu sistemin içinde çözümlerin bulunması imkânsız, belki de sistemin kendisini değiştirmemiz gerekiyor. Buraya umursasınlar diye dünya liderlerine yalvarmaya gelmedik. Bizi geçmişte görmezden geldiniz ve yine görmezden geleceksiniz. Bahanelerimiz tükendi ve zamanımız da tükeniyor. Buraya hoşunuza gitse de gitmese de değişimin geleceğini haber vermeye geldik. Gerçek güç insanlara aittir.” (https://onedio.com/haber/iklim-degisikligi-hakkinda-yaptigi-eylemle-liderlere-ders-veren-15-yasindaki-kizin-birlesmis-milletler-konusmasi-854082)

***

Genç kız, tüm gerçekleri en çarpıcı bir biçimde nasıl da anlatmış… Ki, konuşma tamamen kendisinin eseriymiş. Başkasının katkısı yokmuş.

İnsan, gerçekleri üstelik de bu yaşta, bu kadar duru, bu kadar açık, bu kadar net nasıl görebiliyor diye bir yandan hayrete düşüyor, diğer yandan da hayran oluyor. Yani gerçekleri görmek için yaşın önemi yok demek ki. İş baş’ta. İş namusta, ahlâkta, vicdanda… İş, Greta’nın da söylediği gibi; İnsan’da.

Ancak ne yazık ki İnsanlık bugün bu gücünün, Greta’nın deyişiyle; “Gerçek güç”ünün farkında değil.

Neden?

Çünkü; Bilinçsiz.

Çünkü, Örgütsüz.

Oysa onlar, yani; “oldukça az sayıda insan”, yani bir avuç Finans-Kapitalist, domuz topu gibi örgütlü. Başta bankalarda örgütlü. Sanayide örgütlü. Ticarette örgütlü. Borsalarda, Odalarda, Derneklerde, Birliklerde, Kulüplerde, Localarda örgütlü…

Ve tabiî Devletlerde örgütlü. Devletler onların, bu bir avuç Pararabasının “Yürütme Organları” konumunda, durumunda.

Devlet denen mekanizma onların çıkarlarının gereklerini yerine getiren, gerekli yasaları çıkartan Meclisleriyle ve uymayanları uydurmaya yarayan, susturmaya yarayan cezaevleriyle var.

Ve genç kızımızın sözünü ettiği; “oldukça az sayıda insan”, dünyayı insanlığa zehir ediyor. İklimiyle oynuyor, coğrafyasıyla oynuyor, dağları ovalarıyla oynuyor, denizleri buzullarıyla oynuyor, hayvanları bitkileriyle oynuyor. Bozuyor onların doğal ortamlarını. Mahvediyor iklimi, doğayı, çevreyi Amazon’lardan Maldiv’lere, Afrika’ya. Yok ediyor canlı türlerini…

Ve dünyanın başhaydudu ABD Emperyalistleri; “Paris İklim Anlaşması”ndan çekildi. Dolayısıyla kararlarına da uymayacak artık.

 

İnsanlığın yüz karaları…

Bundan yaklaşık bir ay sonra, 22 Ocak’ta İsviçre’nin Davos kasabasında toplanan ve adını buradan alan “Davos Zirvesi” öncesi, İngiliz yardım kuruluşu Oxfam, her yıl olduğu gibi “Küresel Eşitsizlik Raporu”nu açıkladı.  Aşağıda Raporun özetini aktaracağız.

Ancak, burada bir şeyi de belirtmek istiyoruz. “Yardım Kuruluşu” denilen İngiliz Oxfam, ne yazık ki masum bir örgüt değil.

Bir İngiliz Gazetesi olan Times, Oxfam’ın üst düzey yöneticilerinin, 2010 yılında Haiti’de meydana gelen depremden sonra sözde deprem mağdurlarına yardım için gittikleri Haiti’de, deprem mağduru kadınlarla para karşılığı cinsel ilişkiye girdiklerini ortaya çıkardı. Bu haber 9 Şubat 2018 tarihli Times’da yer aldı. Bunun üzerine açıklama yapan Oxfam Yönetimi; “Bazı çalışanlarının davranışlarının ‘kesinlikle kabul edilemez’ olduğunu itiraf edip, iddiaların ortaya çıkmasının ardından 2011 yılında soruşturma başlatıldığını söyledi.

“(…)

“Zamanın icra kurulu yöneticisi Dame Barbara Stocking’in yardım kuruluşunun çalışmalarına ve ününe zarar gelmemesi için, çalışanı kovmadığı belirtiliyor.”  (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42999694)

Bu olay sadece Oxfam’a mı özgü?

Hayır.

Bu tür emperyalist “yardım” kuruluşları çalışanlarının birçoğu bu tür ahlâksızlıkları, sapıklıkları, vicdansızlıkları sık sık yapıyorlar. Yani bunlar matah şeyler değiller.

Hükümet fonlarından ve aldıkları bağışlarla yüklü miktarda paraya hükmeden bu kuruluşlar, mağdurları suiistimal edebiliyorlar. Onların, zavallılıklarından, çaresizliklerinden yararlanıyorlar. Bunları sadece büyüklere, reşit olanlara değil, küçük çocuklara da yapıyorlar. İşte yukarıdaki haberde Oxfam’ın çalışanlarının küçük çocuklarla da cinsel ilişkiye girdiklerini kanıtlıyor.

Yine Times Gazetesi’nin 31 Temmuz 2018 tarihli haberine göre, İngiliz Parlamentosunun “Kalkınma Komisyonu”nun bir raporu, bu tür durumları belgeleştirdi:

“İngiliz The Mail on Sunday gazetesi, 2015 yılında Save the Children adlı yardım kuruluşunun baş stratejisti Brendan Cox’un “kadın çalışanlara yönelik uygunsuz davranışlarda bulunduğunu” yazmış, Cox daha sonra bu iddiaları reddetmişti. Ancak Cox skandaldan sonra görevini bırakmıştı.

“Cox ayrıca, öldürülen milletvekili eşi Jo Cox anısına açtığı iki yardım kuruluşundaki görevlerinden de ayrılmış, daha sonra “Save The Children’da çalışırken bazı hataları olduğunu” itiraf etmişti.

“BM Çocuklara Yardım Fonu Başkanı Yardımcısı Justin Forsyth de daha önce Başkanlık yaptığı Save The Children’da “kadınlara uygunsuz davranışlarda bulunduğu” suçlamalarını kabul edip, 2 yıldır sürdürdüğü UNICEF’teki görevinden Şubat ayında istifa etmişti.

“Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) de, Şubat ayındaki açıklamasında son üç yılda 21 çalışanının “cinsel istismar” suçlaması nedeniyle işten atıldıklarını veya istifa etmek zorunda kaldıklarını duyurmuştu.” (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45020153)

Yani bu tür “yardım” kuruluşları, örgütleri, BM’ye bağlı bile olsalar, sözde “Çocuklara Yardım Fonu” gibi kutsal bir görev yapıyor gibi gözükseler de masum değiller. Gücü ellerine geçirince, onlar da acımasızlaşıyorlar. Ortaya çıkan felaketleri, kendi insanlık dışı amaçlarına hizmet için kullanıyorlar. Çocuk, Kadın fark etmiyor onlar için. Ve bu tür suçları bu “yardım” kuruluşlarının yöneticileri de biliyorlar ama, kuruluşlarının adına zarar gelmesin diyerek, görmezden geliyorlar. Suçların üstünü kapatıyorlar…

 

Gelelim rapora: Gelelim faciaya…

“Kamu yararı mı, özel servet mi?” başlıklı Rapora göre, dünyanın en zengin 26 kişisinin serveti, dünyanın % 50’sini oluşturan 3.8 milyar insanın gelirine eşit.

Dolar milyarderi sayısı sürekli olarak artıyor. Dünyadaki milyarder sayısı son on yılda ikiye katlanarak 2.208’e ulaştı. 2008 yılındaki finansal krizde bu sayı 1.125’ti. Bu kişilerin servetlerindeki artış bir günde 2.5 milyar doları buluyor.

Dünyanın en zengin kişisi Amazon alışveriş sitesinin sahibi Jeff Bezos. Bezos’un servetinin 112 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Servetler artarken bu servetlerin büyük çoğunluğuna sahip olan insan sayısı da giderek azalıyor. Nüfusun en yoksul yüzde 50’sinin sahip olduğu servet miktarına eş değer servete sahip olan milyarderlerin sayısı 2016’da 61 iken 2017’de 43’e ve 2018’de 26’ya düşmüş durumda…

Dolar milyarderlerinin gelirleri geçen yıl yüzde 12 arttı. 3.8 milyar insanın geliri ise yüzde 11 oranında azaldı.

Servetler artarken Kadın-Erkek eşitsizliği de artıyor. Erkeklerin toplam zenginlikten aldığı pay kadınlardan yüzde 50 daha fazla, rapora göre.

“Aradaki uçurumun giderek büyümesinin yoksulluğa karşı mücadeleyi zorlaştırdığını belirten Oxfam, % 1 oranındaki bir varlık vergisi ile 418 milyar dolar gelir sağlanabileceğini ve bununla, dünyada okula gitmeyen tüm çocukların eğitim masraflarının yanı sıra sağlık hizmetlerinin de karşılanabileceğini ve 3 milyon ölümün engellenebileceğini vurguladı.” (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46945215)

İşte iki ayrı haber. İşte aynı gerçeklik:

Dünyanın varlıklarına bir avuç zengin tarafından milyarlarca insanın aleyhine el konulması…

Görüyor musunuz eşitsizliği? Görüyor musunuz adaletsizliği?

Bir avuç Parababası, dünyayı babalarının çiftliği gibi sömürüyor. Ve bir türlü doymak bilmiyorlar.

Bunlar dünya çapında en büyük güçler. Bir de her tek tek ülkede var bunlardan. Her ülkenin bir avuç Parababası var kendi çapları oranında. Onlar da kendi ülkelerini ve erişebildikleri, maddi güçlerinin yetişebildiği ülkeleri sömürüyorlar.

Dünyada en çok milyarderin yaşadığı 20 şehrin 12’nci sırasında ülkemizden bir şehir, İstanbul var. 2017 yılı rakamlarına göre İstanbul’da 36 dolar milyarderi var. 1’inci sıradaki New York’ta ise 103 dolar milyarderi yaşıyor.

Sömürülerini devam ettirmek için de; İnsanlara zulmediyorlar. Acılar çektiriyorlar. Katlediyorlar. Hem de bir, on, yüz, bin, on bin, yüz bin değil on milyonlarcasını birden katlediyorlar.

 

ABD, 1945’ten bu yana 30 milyona yakın insanı katletmiştir

Global Research’ten James A. Lucas’ın son araştırmasına göre, ABD 1945’ten bu yana 20 ila 30 milyon insanın öldürülmesinden direkt sorumlu.

Bu ölümler/öldürmeler nerelerde gerçekleşmiştir?

Dünyanın dört bir yanında…

“Araştırma, 30’dan fazla Asya, Afrika, Avrupa ve Latin Amerika ülkesinde ABD tarafından gerçekleştirilen savaş ve askeri darbeleri belgelemektedir. Araştırma, ABD silahlı kuvvetlerinin, büyük savaşların yani Kore ve Vietnam ve Irak’a karşı yürütülen iki savaşın neden olduğu 10 ila 15 milyon arasındaki ölümde doğrudan sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Bundan başka, Afganistan, Angola, Kongo, Sudan, Guatemala ve başka ülkelerde ABD tarafından eğitilen ve kumanda edilen müttefik silahlı güçler tarafından yürütülen vekâlet savaşlarının neden olduğu 10 ila 14 milyon arasında ölü daha vardır.

“Kamboçya ve Laos’a yayılan Vietnam Savaşı yaklaşık 7,8 milyon kişinin ölümüne neden olmuştur.

Yine bu süre içinde; “Bu ölülerin dışında, çoğu zaman sakat kalan yaralılar da vardır: bazı uzmanlar savaşta ölen her bir insanın yanı sıra on insanın yaralandığını hesaplamaktadır. Bu da ABD’nin savaşları sonucunda yaralananların sayısının yüzlerce milyona ulaştığı anlamına gelmektedir.

“Araştırmada yer alan bu tahmine, 1945’ten bugüne dek bu kez savaşların, açlık, salgın hastalık, zorunlu göç, kölelik ve sömürü, çevresel zararlar, askeri harcamaların karşılanması için yaşamsal ihtiyaçlara yönelik kaynakların azalması gibi dolaylı etkilerinin yol açtığı muhtemelen yüzlerce milyonla ifade edilen, belirsiz sayıda ölü de eklenmektedir.” (https://www.voltairenet.org/article204023.html)

Dünyanın dört bir yanındaki denizlerde, başta Akdeniz olmak üzere, insanlar ölüyor onar, yüzer… Ve artık onlar bir haber değeri bile taşımıyorlar. Gazete sayfalarında yer bile bulamıyorlar.

Bu bir avuç Parababası ve onların medyası İnsanlığı bu hale getirdi, bu hale düşürdü…

İşte tüm bu eşitsizliği, adaletsizliği, yokluğu, yoksulluğu, işsizliği ve pahalılığı, işgalleri ve ilhakları yaratan; bu bir avuç Parababasının dünyayı istedikleri gibi sömürebilmesini sağlayan Sınıflı Toplumun ta kendisidir.

 

Sınıflı Toplumun alternatifi Sınıfsız Toplumdur

Ve biz onu kuracağız!

Sınıflı Toplum, bundan 6-7 bin yıl önce Mezopotamya’da ortaya çıkmış ve bir yağ lekesi gibi dünyaya yayılmıştır. Ve bugün de Emperyalizm yani Tekelci Kapitalizm biçiminde varlığını sürdürmektedir. Batı ülkeleri denilen Avrupa, Kuzey Amerika (ABD), Kanada’yla birlikte Doğuda Japonya gibi devletlerdir bu emperyalistler.

İşte bugün bu emperyalist devletlerin ağababası ABD Emperyalizmidir. Dünyanın jandarmalığı görevini ABD yürütmektedir bugün ve bütün kötülüklerin kaynağıdır. Yukarıdaki rakamlar da bunun somutlanmasıdır. Gerçeğin en çıplak biçimiyle ifadesidir. Ya da en kör gözlerin bile görebileceği kanıtlardır.

Kim ki bu emperyalist devletlerden, onların ağababası, dünyanın başhaydudu, kanlı zalim ABD’den medet bekler, umut bekler,  o kişi ya en gafildir ya da en haindir. İster kişi olsun, ister örgüt olsun hiç fark etmez…

Başta ABD olmak üzere, AB ve diğer emperyalist devletlere karşı mücadele etmeyen, onları baş düşman ilan etmeyen, mücadelesinin merkezine koymayan her kim olursa olsun, hangi adı alırsa alsın o, bu emperyalist devletlerin çıkar arabasına bağlanmış beygirlerdendir. Ve onların davullarını çalmaktadırlar. Onların çıkarlarına hizmet ediyorlar, demektir.

İnsanlık bugün bizlerden, bu emperyalist başhayduda, dünyanın çakal devletine karşı cepheden, direkt mücadele etmemizi bekliyor. Umut olmamızı, öncü olmamızı istiyor.

Ve biz bu görevi yerine getireceğiz!

Önce kendi ülkemizde yerli Parababalarını ve onların yabancı ortaklarını, ağababalarını ve onların siyasi plandaki temsilcilerini defedeceğiz ülkemizden. Son vereceğiz onların zalim düzenlerine. Zulüm mekanizmalarını yerle bir edeceğiz. Tarihin çöplüğüne göndereceğiz o bir avuç yerli yabancı Parababasını takım taklavatlarıyla birlikte.

Ve kuracağız, insanının insana zulmetmediği düzeni. Kuracağız demokratik Halk İktidarını!

Greta’nın dediği gibi: “hoşunuza gitse de gitmese de değişimin geleceğini haber vermeye geldik.”

Çünkü; “Gerçek güç insanlara aittir.”

Gerçek güç; Örgütlü insanlara aittir.

Yoktur örgütlü insanı yenecek güç!